Uluslararası topluluğun Kafkaslar’da baş gösteren sorunlarla ilgili olarak başlattığı takvim doğrusu hızlı işliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, AB zirvesinde iki gün önce alınan kararları açıkladı.
AB Konseyi’nin aldığı kararlar yol haritasının esaslarını ve Birliğin, Gürcistan ve Kafkaslar politikasının ana hatlarını ortaya koyuyor.
Buna göre Rusya’nın tutumunda ciddi bir değişiklik gözleninceye kadar bu ülkeyle sürdürülen stratejik görüşmeler şimdilik sona eriyor ve 14 Kasım Nice görüşmesi belirsiz bir tarihe erteleniyor.
Ayrıca AB zirvesinde alınan kararlar, uluslararası barış konferansı toplanması için çağrı yapılması ve Gürcistan’a savaştan gördüğü zararlar için acil ekonomik yardım öngörüyor. Avrupa troykası, bu kararları taraflara anlatmak için 8 eylülde Moskova ve Tiflis’i ziyaret edecek.
Bütün bunlar, Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeşelaşvili’nin, Türkiye ziyaretinde açıkladığı gibi, önümüzdeki süreçte, Gürcistan ve Rusya arasında yaşanan sorunların çözümünde AB’nin aktif bir pozisyonda olacağını gösteriyor.
Bu aktif pozisyonun Kafkaslar’da şimdiden geniş bir halk desteğiyle buluştuğu söylenebilir.
Gürcistan’da, dün ellerinde AB bayrakları taşıyan bir milyon Gürcü, bu politikayı desteklediğini açıkça ortaya koyan ve Rusya’yı protesto eden bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Tarihsel kökleri imparatorluk geleneğine dayanan Rus jeopolitikası, Kafkaslar’da Rusya’yı ABD ve AB’yle karşı karşıya getiren yeni bir muhteva kazanıyor.
Bu jeopolitikanın tanımladığı coğrafyanın kuzey hattında Rusya, güney hattında ise İran, Afganistan, Pakistan ve Hindistan yer almaktadır..
Aleksandr Dugin gibi Avrasyacılar, Rusya’yı kıtasal birliğin temel taşıyıcısı olarak görürler.
Dolayısıyla, Kafkasya’da başka bir gücün egemen olması bu iki kıtasal hat arasındaki bağı koparacaktır.
Bu anlayışa göre, Kafkaslar’da ve Orta Asya’da, Ruslar’ın yerine başka bir milletin ikame edilmesi, kaçınılmaz surette ‘kıtasal blokun kendi doğal medeniyet misyonundan sapmasına neden olacak’, bu durum, ‘Avrasya’da kaos ve çatışmalar’ doğuracaktır.
Öte yandan, Avrupalılık fikrinin oluşum süreci ya da bir başka deyişle Avrupalılık ruhu, Avrupa’nın ne haritalardaki konumuyla ilgilidir ne de coğrafi sınırlara bağlı olarak oluşmuş bir şeydir.
Bu fikir, başlangıçta yeryüzünün hemen bütün uygarlıklarından besleniyordu ve temelinde, her şeyden önce ötekine açılım ve başka kültürleri keşfetmeye dair bir merak vardı. Dolayısıyla Avrupa demokrasisi dediğimiz şey, bugün, sadece kıtada yaşayan herhangi bir ulusun ölçüleriyle ve değerleriyle değil, farklılıkların birarada yaşadığı bir toprak ya da bir coğrafya kapsamında gelişiyordu.
İşte şimdi de farklı tarihsel koşullar bu genişlemenin sınırlarını Kafkaslar’da zorlamaya başlıyor.
AB bu manada bu tarihsel genişlemenin motor gücünü oluşturuyor.
Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da 1990’lı yıllardan bu yana zaten aktif bir AB varlığı söz konusuydu. Şimdi bu varlık ete kemiğe bürüneceği bir sürece doğru evriliyor.
Fakat AB’nin politikalarına yön verenler çifte standartlı bir tutum gösteriyor ve bu yüzden de, aslında bu genişlemenin Türkiye üzerinden Asya’nın sınırlarına dayanmasına sıcak bakmıyor.
Çok değil bir yıl önce Sarkozy’nin seçim süreci boyunca, seçimi kazanmak için kullandığı argümanların, hem demokratik Avrupa bilincine ait yeni sınırlar çizme ve önerme çabasının, hem de hiçbir zaman bir sınıra ya da bir coğrafyaya sığmamış ve hep yeni düşüncelerle ve farklı kültürlerle beslenip yüzyıllara yayılmış bir tarihi sürecin unutulduğunu gösteriyordu.
Sarkozy, Fransızlar’a, seçim kampanyası boyunca Türkiye’nin AB üyeliğini hatırlattı.
AB’nin genişleyip Asya’nın sınırlarına dayanması, yani İran’a, Suriye’ye ve Irak’a komşu bir Avrupa, Sarkozy’ye göre kendini, kendi çocuklarına bile anlatamaz ve onları ikna edemezdi.
Sarkozy, bununla da yetinmeyerek, Fransızlar’a dönüp Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin kabul edilmesi halinde ‘Kürdistan meselesinin’ Avrupa’ya taşınacağı uyarısında da bulundu.
AB’nin büyümesi her zaman için korkularla paralel ve yan yana olmuştur.
Ama bu korkuların Kafkasya’da dünyayı tek kutuplu bir dünya olmaktan çıkarmaya kararlı Rusya karşısında bile aşıldığını görmek, AB’nin Türkiye’ye ilişkin tarihsel korkularının da bir nebze iyileşmeye yüz tutmasını sağlayabilir ve Kafkaslar’da genişlemeyi hedefleyen bir Avrupa’nın bundan böyle Türkiye’yle ilişkilerinin daha gerçekçi temellerde gelişmesi beklenebilir.
Bunun için, Avrupa troykasının, ‘Kürdistan diye bir meselenin’ değil ama Türkiye’nin Kürt meselesinin artık AB’nin bir iç sorunu olduğunu görmesi lazım.
Ve tabii, Avrupa’nın şunu anlaması gerekiyor ki; Kafkaslar’da yeni jeopolitika şekillenirken, Türkiye’nin Birliğe üyeliği konusunda, ve evet belki henüz uluslararası hukuka taşınmamış ama küresel bir sorun haline gelmiş Kürt sorununda, Sarkozy gibi düşünenlerin Türkiye’ye ve Kürt kamuoyuna söyledikleri birçok şeyin gerekçesinin neredeyse kalmayacağı bir döneme giriliyor.