Oğlunun gösterdiği performanstan da anlaşılacağı gibi, baba Esad, muhaliflerine karşı zalimliğiyle bilinirdi. Muhalifler biraz diklenecek olsalar, katliamlara girişir, bu diklenmeler isyan hareketlerine dönüşmeden bastırılırdı.. Batı’nın ilişkide olduğu ülkelerin rejimleriyle bir sorunu yoktu o vakitler. Halklar diktatörleriyle baş başa ve Allah’a emanet, yaşayabildikleri kadar yaşar giderlerdi. Ne Uluslararası Ceza Mahkemesi, ne Lahey Adalet Divanı, ne uluslararası toplum.. Esamisi dahi okunmuyordu böyle şeylerin.
Suriye ve Irak Baas’ının suikast ve katliamlarından, kaçanlar bazen Türkiye’ye sığınırlardı. Bunların arasında geniş mürit çevresi olan Suriye yurttaşı şeyhler filan olurdu. Türkiye’deki müritleri, Baba Esad’dan kaçan bu şeyhlere kucak açar, şeyhlerinin rahat yaşamaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlardı. Canını zor bela kurtarmış bu şeyhler, üçüncü, dördüncü evliliklerini Türkiye’de yapar, müritlerin inşa ettiği evlerde her türlü tehlikeden ve ölüm korkusundan uzak, keramet dağıtmayı sürdürürlerdi. Türk istihbaratı bu olup bitenlere pek müdahale etmezdi her nedense. Devlet belki de, Kürtlerin Suriye’den gelen şeyhlere mürit olmaları, ‘Kürtçülüğe’ meyledip, ‘bölücü’ fikirlere itibar etmelerinden daha iyidir diye düşünürdü.
Şeyhler, Diyarbakır’da Mardin’de faaliyet gösteriyor ve kısa zamanda kendilerine geniş bir mürit ağı oluşturmayı başarıyorlardı..
Bunlardan biriyle babam arasında hatırı sayılır bir dostluk oluşmuştu. Ama babam müritliğe ve keramete inanan biri olmadığı için, hastalığına deva bulmaya gelen insanlara acır, dostluğuna büyük değer verdiği şeyhle sık sık münakaşa eder, ve çoğu zaman şeyhi müritlerine karşı zor durumda bırakırdı.
Şeyh de babamın bazen müritlerin de kulağına giden bu inançsızlığını, müritler arasında güvensizlik uyandıran teamül dışı davranışlarını, doğrusu, dostluk adına sineye çekerdi.
Uzatmayalım, babamın şeyhin evinde misafir olduğu bir gün, şeyhi gayet beyefendi kılıklı bir adam eşiyle birlikte ziyaret etmiş. Bu çiftin, giyim kuşamlarından, güzel Türkçe konuşmalarından, yörenin insanları olmadıkları hemen anlaşılıyormuş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.