Kürt sorununda çatışmalı sürecin bittiğine işaret eden bir döneme giriliyor.
Sorunun muhatapları bugün her zamankinden daha mümkün görünen ‘silahlara veda’ dönemi için, fikirlerini, önerilerini çeşitli kanallardan açıklamaya başladılar.
Bu siyasi konjonktür, küresel koşullarla da uyum gösteriyor.
Obama açıkça ilan etti ki, dünyada ‘korku siyaseti’ bitecek.
Obama çok haklı. Filistin-İsrail çatışması ve çözüm bekleyen Kürt sorunu, Ortadoğu’da, yıllardır bu korku siyasetinin üretildiği temel alanlardı.
ABD ordusu bir iki yıl içinde Irak’tan çekilecek.
Ne Şiilerin ne de Sünni Arapların federal bir siyasi statü talepleri yok.
Ama ülkenin kuzeyinde yer alan Kürdistan’ın yeni siyasi statüsünü de anlayışla karşılıyorlar.
Kürtler ise, kendilerini Irak devletinin asli unsuru olarak görüyor ve Irak devletinin birliğine bağlılık içinde hareket ediyor.
Bu siyasi gelişmelerin, Türkiye’de artık sürdürülemeyeceği açıkça belli olan bir iç çatışmanın taraflarını yeni arayışlara itmesi çok doğal.
Süreci etkileyecek başka olumlu gelişmeler söz konusu.
Yeni bir Kürt Konferansı’ndan söz ediliyor. (Kanaatimce ulusal çapta ve karakterde.)
Öte yandan, Abant Platformu’nun Erbil’de yaptığı toplantı ve bu toplantıda sürdürülen tartışmalara birçok açıdan yaklaşmak mümkün. Kuşkusuz bazı katılımcıların yazdığı gibi, Abant grubunun Erbil toplantısı, bir ‘Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden ibaret değildi.
Hatırlardadır, Rojbin Togan geçen yıl Abant’ta Kürt sorununda yaşanan acılar bağlamında bir vicdan muhasebesi yapmamıza yol açacak konuşmasıyla gündeme damgasını vurmuştu. Erbil’de de yine bir Kürt kadını, şair ve yazar Bejan Matur’un; Rojbin’in belki de bıraktığı yerden devam ederek, Kürt sorununda vicdan ve akıl üstünden bir yüzleşme perspektifi sunduğu yazılıp söyleniyor. Ama Erbil toplantısı sadece bu değil kanımca.
Bu toplantı asıl olarak Kürdistan; Türkiyeli aydınlar tarafından yeniden keşfedilirken, adı Kürdistan olan bu coğrafyanın yerli halkıyla kardeşlik ilan edip, bu yerli halkın akrabaları olan Türkiye’deki Kürtlere ‘düşmanlık’ yapmanın demeyeyim ama, en azından siyasi varlıklarını görmezlikten gelmenin, artık mümkün olmadığını, dahası birkaç yıl önce düşünüldüğü gibi Kürdistan halkıyla bir olup, ‘kendi Kürtlerimizi’ dövmenin de artık ayıp kaçacağını göstermiş olması bakımından da kıymetli.
Yazının devamını okumak için tıklayın.