Bir vahşet anını resimleyen görüntüler, belleklerden kolayca silinmezler.
Çekildikleri ve görüldükleri andan itibaren, ortak hafızanın bir parçası olurlar.
Nazi toplama kamplarını anlatan fotoğraflar, Hiroşima, Nagazaki ve Halepçe’ye atılan bombalardan sonra çekilen görüntüler, kitleler halinde zincire vurulmuş Dersimlilerin yürek burkan fotoğrafları, Sabra ve Şatilla katliamlarının belleklerden silinmeyen görüntüleri, ortak bir hafızanın konusudur hep.
Bu fotoğraflara baktığınızda, utanç duyar, dehşete kapılırsınız.
Anlaşılan bu türden görüntülerin bu ülkede sonu gelmeyecek.
Unutulmadı daha. Çok değil, dört yıl önce, sağ yakalanıp, infaz edildikten sonra, cesedi yakılan PKK gerillası Abbas Emani’nin basına servis edilen fotoğraflarına bakmak, insana utanç veriyordu.
Abbas Emani, bu utanç fotoğraflarının ilk karesinde, bir dağın başında, sivil oldukları görülen altı kişinin arasında yürüyordu. İkinci karede bir aracın altına itilmiş ölü bedeni, son karede ise, Emani’nin, kül haline gelmeden aniden sönmüş büyük bir kömür parçasına benzeyen cesedi görülüyordu.
Fotoğrafsız savaş ve fotoğrafsız tarih olmaz derler.
Şimdi de şehirlerin, ilçelerin belediye başkanlarının ve Kürt politikacıların ellerini kelepçeliyor, sonra da bu utanç anının fotoğrafını basına servis ediyorlar.
Düz ovada siyaset yapmak isteyenlerin ellerine kelepçeyi vuran el, ve bu kelepçeli anın fotoğrafını çekmek için deklanşöre basan el, aynı el.
Dağlarda öldürüldükten sonra, yerlerde sürüklenen ve tekmelenen insan cesetlerini görüntüleyen fotoğraflarla, elleri kelepçelenmiş belediye başkanlarının ve Kürt siyasetçilerinin fotoğrafını aynı zamanda servis edenlerin istedikleri bir şey var.
Gençleri ve çocukları bir kez daha sokağa dökmek ve kan akıtmak.
Onlara verilecek en iyi cevap, belki de bu vahşet fotoğraflarını unutmamak, hafızaya kazımak, öfkeyi sessiz bir çığlığa dönüştürmek, ama sokaklara da hiç çıkmamak olurdu.
Bir utanç fotoğrafıyla bitiyor bu yıl.
Yılın bu son yazısına oturduğumda, aklımda ‘taş atan çocuklar’ ve bu fotoğraf vardı.
Bir yıl daha bitti. Ama bu türden fotoğraflara bakarak büyüyen çocuklar, cezaevlerindeler hâlâ.
TBMM’de onlar için hazırlanan yasa tasarısı komisyonda bekliyor.
Çocukların sokaklara döküldüğü şehirlerde onlar için sarf edilen sözler 2009’da daha da sert ve manasızdı.
Adana Valisi İlhan Atış geçen yıl, yoksul Kürt ailelerini ellerindeki yeşil kartları almakla tehdit etmişti. Bu tehdit bir işe yaramamış olacak ki, Atış bu sefer, çocukların ailelerinden alınabileceğini söyledi.
Çaresizlik içinde söylenmiş sözler bunlar. Yoksa binlerce çocuğu ailesinden alıp da nereye koyacaksınız?
Çocuklar o kadar çok ki!
Adana ve Mersin’in Kürt mahallelerine girdiğinizde çocuk ordularıyla karşılaşırsınız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.