Adil Gür’ün son araştırmasında sorunu demokrasi-eşitlik-hak kullanma sorunu olarak gören Kürtlerin oranı; otonomi, bağımsızlık ve federasyon isteyen Kürtlerin oranına göre, bir hayli fazla görülüyor.
Başka ulusal meselelerde olduğu gibi, talepler çıtası çok yükseklerde değil yani.
Peki o zaman sorun ne, açılım süreci neden durma noktasına geldi dersiniz?
Devlet bürokrasisinin 2000’li yıllardan bu yana, belli bir yumuşama ve değişim yaşadığını kabul etsek bile, öyle görülüyor ki, asıl sorun Türk halkının siyasi eğiliminde ve temel olarak da Kürt algısında yatıyor.
Bir başka deyişle Türk halkının siyasi anlayışı, ideolojik tercihleri ve aidiyet duyguları, Kürtlerin hak kullanmasına elverişli bir ortam sunmuyor.
Araştırmanın sonuçlarına bakılırsa, Türk halkı kendini Kemalist, milliyetçi, laik ve Müslüman olarak tanımlıyor. Kemalist ve milliyetçi olmak ilk sırada.
Böyle düşünen bir halk nasıl olacak da açılımın gerektirdiği sonuçlara rıza gösterecek?
Sonra meseleyi ‘din kardeşliği’ üzerinden algılayan, bunu önde tutan bir hükümet, ideolojik tercihi, dinî inancının önüne geçmiş bir halktan oy almayı nasıl sürdürebilecek?
Bu yüzden işte, bir ‘mucize’ olarak AK Parti’nin ve AK Parti’den daha zor koşullardan çıkıp gelen bir başka mucize olarak da BDP’nin bundan böyle, diyalog ve karşılıklı müzakere temelinde izleyeceği politikalar siyasi kilitlenmeyi aşabilmek ve rıza oluşturabilmek bakımından çok önemli görülüyor.
Düşünün ki bu ülkede 15-20 milyon arasında Kürdün yaşadığı tahmin ediliyor.
Bu küçük bir rakam sayılmaz. Milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin, sistemli inkâr ve asimilasyon politikalarının sonunda, şimdi ikinci dil muamelesi görecek olması –ya da bu yönlü bir talep-devleti, ama daha çok da Türk halkını korkutuyor.
Bir inkâr dönemi bitiyor ama yerine ne konacak o hiç belli değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.