Şu günlerde Türkiye, darbeci zihniyetle
yüzleşmeye çalışıyor. “Hesaplaşmaya” diyemiyorum henüz. Bir gün, geçmişteki darbelerle
hesaplaşılacak kuşkusuz; ama Ergenekon davası sürecinde bazı kesimlerden darbeci zihniyete verilen destek, buna henüz hazır olmadığımızı gösteriyor.
Mustafa Balbay’ın notlarını okurken müdahaleci-darbeci zihniyet üzerine bir kez daha düşündüm. Notlarda adı geçen asker, sivil kişilerin, notların sahibini müfteri veya ajan provokatör durumuna düşürmekten çekinmeyen yalanlamaları; kimilerinin işe kılıf hazırlamak için pazarladığı, “Böyle notlar yok, telefon konuşmaları da yalan, zaten delil de sayılmaz” fetvaları; geçen haftaki yazıya gelen, “Sen de Cumhuriyetin temeline dinamit koyanların değirmenine su taşıyan hainlerden olmuşsun, yazık! Dönekler, ulusalcıları, devrimcileri yollarından döndüremez” kıvamındaki tepkiler, unuttuğumu sandığım bir olayı hatırlattı.
Beş yıl kadar önce, bir Doğu kentindeki kültürel etkinliğe davet edilmiştim. Aralarında profesörlerin de olduğu akademisyenlerden, yazarlardan, gazetecilerden oluşan kalabalıkça bir gruptuk. Mihmandarımız, o ilçenin Ulusal Radyo temsilcisi olmakla övünen, tipik taşra muhabiri, heyecanlı, konuşkan, iyi niyetli, biraz da safcana bir gençti. Bize tahsis edilmiş bir otobüsle, çevrenin gezilecek görülecek yerlerine götürülüyorduk. İkisi Ankara’dan, biri İzmir’den gelmiş üç genç profesörü hatırlıyorum. Sohbetlerimiz sırasında, “Biz sizin yazılarınızla büyüdük, aynı hareket içinde yer aldık,” türünden okşayıcı sözler de söyleyen soldan gelmiş, dost insanlar... Bir ara, elden ele dolaşan
Cumhuriyet gazetesinin bir haberi yüksek sesle konuşulurken, otobüsün önünde oturmakta olan mihmandarımız ayağa kalktı, bizlere döndü, heyecanlı bir sesle, daha çok profesörlere hitaben, “Hocam yahu! Bu Genelkurmay Başkanı olacak adam da erkek mi! Bir darbe bile yapamadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.