Yooo, Fare
Olmaz Fare,
Elini vicdanına koy da söyle.
Şunun şurası ufacık bir kapan bu,
Ne tank,
Ne top,
Ne tayyare. Tam otuz yıl sonra, yeniden bir gazete köşesinden seslenirken, Oktay Rıfat’ın fareli şiiriyle başlamak hafiflik mi sizce? Bir ‘kedici’ olarak kedili dizelerle başlamayı yeğlerdim aslında; mesela Orhan Veli’nin Kuyruklu Şiir’iyle:
Uyuşamaz, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün ben kemik.
Ama seninki de kolay değil kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü. Sadece kedici olduğum için değil; günümüzde sömürüden, sınıflardan, kapitalizmden söz ettiniz mi, alaycı bir gülücükle ‘Sen hâlâ o çayırlarda mı otluyorsun!’ diyerek küçümsenen toplumsal-sınıfsal takıntılarım yüzünden de öncelikle ciğercinin kedisiyle sokak kedisi arasındaki umutsuz aşkı anlatmak isterdim size. Ama epeyce yaşadım ve yaşlandım; kendi kuşağımdan pek çok arkadaşım gibi, bir değil birkaç ömre yetecek kadar zafer, yenilgi, başarı, başarısızlık, sevinç, acı, umut ve hayal kırıklığı biriktirdim. Merak etmeyin, “Ah, ah bizim gençliğimizde....” falan diye nostaljik takılıp ders vermeye kalkışacak değilim. Bilgiç yaşlı teyzelerden, “öğreten adam” pozlu kasıntı amcalardan pek hazzetmem.
Ama ilk yazıdır, diye izin verin. Yıllar boyunca düşe kalka –hatta bazan düşüp de kalkamaya- birkaç şey öğrendim: “Benim doğrum tek doğru değil, başkalarının da doğruları var,” bunlardan biri. “Kötü araçla iyi amaca ulaşılmaz; öldürerek yaşam korunmaz, diktatörlükle özgürlüğe varılmaz,” bir ikincisi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.