Hakkari’de 23 Nisan’da bir çocuk başından dipçikle vuruldu. Bu satırlar yazılırken belki de on dört yıllık acılı yaşamı sona eriyor. Ey Filistin’deki çocuklar için haklı gözyaşları dökenler, zulmü lanetleyenler; başta siz Emine Erdoğan! O çocuğun başucunda, acılı ailesinin yanında da ağlayacak mısınız? Ey Hükümet, ey Başbakan! Çocuğa dipçikle vuran özel harekâtçıyı görevden almakla yetinmeyip, başındakilere de işten el çektirebilecek misiniz? Çünkü bu zulüm ve sindirme harekâtına izin ve cesaret verenler onlar. Ve Diyarbakır’da, 23 Nisan törenlerine katılmadı diye Belediye Başkanı’nın adının yazıldığı plakayı tekmeleyen Komutan! Taş attı diye on yıllara mahkûm edilen, dipçikle vurulup öldürülen çocukların yaşadığı bu bölgede, siz bir belediye başkanı olarak o törenlere katılmayı halkınıza ihanet olarak görmez miydiniz?
İşte vicdanlarınızın ateşle değil, Kürt çocuklarıyla imtihanı. Hadi görelim bakalım...
***
Çöplüğün Generali
Korkmayın, telaşlanmayın, bu general bildiğiniz generallerden değil; bu sadece bir roman başlığı. Bir varmış bir yokmuş zamanlarda; tarlalarına topraklarına silahlar, bombalar, kurşunlar ekilmiş ve de bu ekim cesetlerle gübrelenmiş bir ülkenin, günün birinde nasıl patladığının ve haritalardan nasıl silindiğinin hikâyesi. 3 M (üç maymun) virüsü ile toplumsal hafıza kaybına uğratılmış ülke halkından olayı bilen ve hatırlayan tek kişi, çöplüğün generali lakaplı sağır ve dilsiz bir çöp çocuğu...
Haftada bir oturduğum bu köşeden, sonbaharda yayınlanacak kendi romanımın reklamını yapmamı mazur görün. Çünkü, son günlerin gelişmelerini izlerken birden paniğe kapıldım; romanın yazdığım her bölümünün neredeyse aynen gerçekleşmesi, inanın beni ürküttü. Ama asıl telaşım, kırk yılda bir ilham gelip de 12’den vurduğum böylesine heyecanlı bir konunun –tek acar romancı ben değilim ya!- bir başkasının da aklına gelip elimde patlaması. Neme gerek! Ben önlemimi alayım da... Ne hakkın var sana ayrılmış bir köşeyi kendi romanının duyurusu için kullanmaya, diye soracak olanlar haklı, ama benim de bir özrüm var:
Taraf’ta yazmaya başladığımdan beri kendi mahallemden gelen, dokundurmadan uyarıya, uyarıdan kınamaya, “hiç beklemezdik”ten sövgüye uzanan tepkilere muhatap olurken, burada yazmanın bana da bir yararı olsun bari.
Yazının devamını okumak için tıklayın.