Tarihin bazı dönemlerinde biri çıkar ortaya, diğerleri için –yani bizler için- tek başına düşünür, hayatın tuhaf taraflarını kurgular ve çözümleri de önümüze koyar.
İnsan doğası ve hayat hakkında biz onun kadar çok şey bilmeyiz.
“Ben neden onun gibi düşünemedim” deriz bazen. Ama bizden farklıdır o; farklılığı da, ideolojik olarak hep bizden uzak tutulmaya çalışılmış olan sentezli analizi benimsemesinde ve bundan asla uzaklaşmamasındadır bana göre.
Biz çoğunlukla analizciyizdir, ama pek bir işe yaramaz bu da; analizlerimiz havada kalır hep.
Bu sentezci analizci kişi, kuşaklar boyunca bizleri oyalar, çok muğlak ve sırlarla dolu addedilen pek çok şeyi biraz da dalgacı bir üslupla açığa çıkarıverir.
Agatha Christie, neredeyse bir asırdan beri hepimizle dalga geçiyor bir bakıma. Bu durum belki bir asır daha sürecek. İki asır demek ortalama on kuşak demek; hatta (yeni görüşlere göre) daha da fazla.
Bizim kuşaktan olup da hayatının bir döneminde Agatha Christie okumamış, ona sempati duymamış hiç kimse yoktur herhalde. Hangi dilden, hangi dinden, hangi toplum ve ırktan olursa olsun, son yüzyılın özellikle ikinci yarısında yaşamış insanların büyük bir çoğunluğu, mutlaka hayatlarının bir yerinde Agatha Christie'nin bir romanıyla karşılaşmışlardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.