Bugün kitap yazısı yok.
En yakın arkadaşım acı çekiyor çünkü.
O kadar içi yanıyor ki, yüzlerce kilometre öteden çektiği acının harareti telefondan akıp kavuruyor beni.
Arkadaşım bu kadar acı çekerken kitap okuyamam ben.
Oturup sessizce kederlenirim sadece.
Onun acısını ehlileştiremem zira.
Çaresiz kalmanın ne demek olduğunu anlarım olsa olsa.
Böyle bir zamanda insanın kitap yazısı yazamayacağını da bilirim, denemem bile.
Arkadaşımın köpeği öldü. Sekiz yıldan beri mecbur kalmadıkça yanından hiç ayırmadığı tüylü arkadaşı, can yoldaşı, ortağı öldü. Çok az mecbur kalırlardı ayrılmaya, sekiz yılda sekiz kere değildir saysak, bu defa da sadece birkaç gün için ayrılmışlardı ama, hayatın zalim yanına denk geldi işte. En çok da bu dokunur ya insana, son nefesinde sevdiğinin yanında olamamak.
İnsan ya da hayvan, güçsüzün ve masumun ölümü daha da acı veriyor insana, hele o bir dostsa.
Bir hayvanın dostluğu, insanın pek çok perdelerini kaldırır; hatta bir insan dostluğundan daha da çok kimi zaman.
Hayvan dostluğu insanın özüne doğru uzanan gerçek bir yolculuktur zira; insan o yolculukta karşılaştığı manalar içinde sevginin en durusuna rastlar ve kendi hayatının manasının özüyle tanışır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.