Edebiyat,
pusu dağıtır.
Karanlığı da deler geçer hatta.
Şiir ise bütün kubbeleri deler geçer; sadece gök kubbeyi kutsar.
Şairden dinleyelim: “bu kubbe neyin üstüne devrilir / seyrederken zulmü // vaktinden önce büyümüş ellerine / ve ayaklarına / yükledik yoksulluğu / gülüşünü çaldığımız çocuğun // aracısız bir dile özlemdi / bebekliğimiz / büyüdük / dikenli tellerle çevirirken aklımızı // dilimiz uzadı sustukça / gizlerken çiziklerini yüreğimizin // kulaklarıma dökülen adsız çağrılar / tüterken / sıcak bir çaya saklarım soğuk akşamı // eteğimde bir taş birikmiş / bir taş / bir acı yerleşmiş göğsüme / diyorum ki / kırıp / bunca sırtlanın aklımıza kurduğu düzeni / salayım kabaran öfkemi insanlığın üstüne” (
Zulüm, Arzu Alır)
Şiirin evrenselliği insana
yeni gözler ışınlayacak kadar güçlüdür bana göre; görmeyi farklı kılan, baktığını delip geçen, perdeleri kaldıran yeni gönül gözleridir bunlar.
Şiirin vicdanı, tiranın gücü üzerinde bir tehdit olarak sallanır durur her zaman.
Arzu Alır’ın şiirinde de böyle bir
vicdan güzelliği var işte.
Ben –ne yazık ki- yeni keşfettim onun şiirlerini; ve çok heyecan verici buldum.
Mevcut hümanizma kavramını sarsan şiirleri var. Yeni yayımlanan
Şeytan Gül Dalına Dönerse, Arzu Alır’ın ikinci kitabı. Aynı zamanda rasyonalizmi de sorgulayan şair, şiirlerinin açılışını şifrelemiş adeta:
“kalbimi yardım akıl çıktı
kendime nasıl güveneyim”
Arzu Alır, hepimizi kucaklayan bir duyguyla, kaybettiğimiz bir şeyin ağıtını yakıyor adeta; her ayinde olduğu gibi kaybımız derin aslında.
Yazının devamını okumak için tıklayın.