Edebiyat, hayatı aydınlatır!
Şiir (edebiyatın bu hali) bu aydınlanmayı sürekli isyan halinde yaşar ve yaşatır.
Bu coğrafyanın şiiri, Batı’nın aydınlanmacılığının tersine, buralarda yaşanan hayata özgü bir aydınlanmacılığı dürtükler; akılcılığa dayanmayan bir düzensiz aydınlanmadır şiirin peşine düştüğü.
Şiirin ‘kara’lığı; bu hayatın sürekli düzensizliğinin ve inatçı duyarlılığının bir tuhaf ama çok anlamlı ifadesidir herhalde.
Batı’nın ölçen aklı, bu kara’lığı pek anlayamaz mesela.
Şöyle bir şiiri anlamakta çok zorlanacağı gibi:
“Küçük kâğıt parçalarına/ Büyük yalanlar yazarım/ Peçetelere, sigara paketlerine/ Buğulu camlara, duvarlara/ Masa örtülerine, avcumun içine/ Hayat öykümü anlatırım/ Ama sen beni işe aldın diyelim/ İyi göbek atarım, güzel kıvırırım/ Göbek dansözüyüm ben/ Burası da benim son imtihanım/ Sana para vermem dedi patron/ Ama yatacak yerin, yemeğin olur/ İstersen müşteriye de çıkarsın/ Üç beş kuruş oradan kazanırsın/ Anlaştıksa bu gece başla, yoksa beni oyalama/ Önce camiye yetişeceğim, sonra da altılıya/ Aynı cümlenin içinde/ Önce pezevenk, sonra mümin/ Nihayetinde kumarbaz/ Beyaz saçlı ve de tıknaz/ Derbeder bir dedeydi/ Ben onu dinledim, o da beni/ Nedense sevdik birbirimizi/ Mekân kâinat gazinosu/ Zamansa bir deli zaman/ Yeni sözler sarfedeceğiz/ Ötesine berisine bakmadan”
Aslı Mertan’ın kara’ladığı bu şiir, şairinin içinden geçen bir hayat kavrayışını; hayatın –bu coğrafyada– yaşanan karmaşıklığının duyarlı bir hoşgörüsünü –aslında olağanüstü– işaretliyor.
Ki, bu işaret düzensiz bir duyarlılığın sanki birdenbire ortaya çıkışı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.