
Edebiyat, dili sorgular!
Dilin kendisini değil, masumiyetinin çalınmasını sorgular.
Suyun başının zorbalıkla ele geçirilmesinden sonraki dönemde dilin başına gelenlerin sorgulanmasıdır bu.
Zorba, masumun dilini önünde sonunda çalar ve onu susturur!
Egemenin dili, dilimi çalıyor...
Ve insan, işkencecisiyle aynı dili konuşabilir mi artık?
Edebiyat, dilin çalınan masumiyetini kurtarır!
Şair, dili çalınmış olanları gözümüzün önüne koyuyor adeta:
“Dünya gibiyiz/ Çatlayacak bir gün/ Dışımızdaki kabuk.// Kaçımız hazır/ Dokunmaya?/ Bu tuhaf, yaban/ Yumuşakçaya// Dili çalınmışlar, hesap soracak/ Tarlanın mayınlarını/ Sökecek rüzgâr.// Her sözcük annedir/ Diline sürgün olanın/ Zihnin mağaraları/ Korumuş kadim yadigârları. (...)/ Biz ölürken/ Öldürürüz/ Birçok şeyi.// Dil, unutmaz.” (Dili Çalınmışlar)
Asuman Susam’ın yeni yayımlanan Dil Mağarası adlı şiir kitabında derin bir hakikat arayışı var. Aynı zamanda sorgulayan bir arayış bu bence. Varlığın nizami algılanmalarına bir isyan, şairinki.
Dil, Sır Kapısı ve Bahçemasal olarak üç bölümde, üç duyarlı kümede buluşturulmuş olan şiirlerde insani ve doğasal bir değişmez gerçeklik (töz) ve buna bağlı olarak da bir derin direniş arayışı, heyecanı ve hüznü (hatta acısı) var bana göre:
“Kaç kat perdenin ardından bakar göz/ Sisler ormanında hu çeken kimsin?/ Aynasıdır göklerin/ Kendi yudumunda boğulan,/ Kimsin?// O kapıdan geçtik hemhal olduk/ Yola durduk yürek üstü köz/ Kopkoyulduk hu!/ İklimimiz şaştı gayb olduk/ Ensemdeki nefes: Kimsin?/ (.
Yazının devamını okumak için tıklayın.