Edebiyat heyecanlıdır.
Olağanüstü bir güzellikle karşılaştığında, olağanüstü heyecan duyar.
Bu
güzellik, duygunun ve düşüncenin
sesi de olabilir.
Ve notalar kalemin ucuna dokunduğunda, heyecan verici, olağanüstü metinler çıkar ortaya.
Edebiyatın müziği algılayışı, aslında kompozitörün içinde, ruhunda oluşan sesin kaynağının
inceliklerini yorumlamaktır.
Bu durumda sanatçının hem müziği yorumlanmakta (bir virtüöz tarafından) hem de bu müziğin nasıl neşvünema bulduğu yorumlanmaktadır (bir edebiyatçı tarafından).
André Gide, bu ikinci yorum için Chopin’in müziğini analiz ediyor
Chopin Üzerine Notlar’da.
Ünlü yazarın Chopin’e duyduğu heyecan, bestecinin müziği üzerine tefekküre dalmasına neden olmuş ve ortaya benzersiz bir analiz çıkmış.
Nobel edebiyat ödüllü yazar André Gide, Chopin’in
fısıltısını yakalamış: “İşte gene bu nedenle Chopin’in müziğinin hemen her zaman alçak sesle, neredeyse fısıldar gibi, hiçbir parıltı aramaksızın, (tabii
scherzo ve
polonez’lerin birçoğu dahil kimi atılgan parçaları bunun dışında tutuyorum) ve yapıtın bütün güzel görünümünü yok eden virtüözün o çekilmez özgüveni olmaksızın çalınmasını isterim.”
André Gide, bu olağanüstü kompozitörün
müzik akışında, bir başka olağanüstü sanatçının, Baudelaire’in
şiir akışıyla çok ince ve derin paralellikler, benzerlikler bulmuş:
“Hem bıçağım hem de yara
Hem yanağım hem de tokat
Hem kurbanım hem de cellat
Ezen ve ezilen çarkta” (Baudelaire)
André Gide’in, Chopin’de bulduğu ve altını çizdiği heyecan, aslında bir tür
heyecansızlığın heyecanıdır; heyecanı, müziğinin içinde ‘hafifçe ve incelikle’ eriten bir çekingenliğe sahiptir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.