
Edebiyat, denge ve döngü üzerine kurulmuştur. Aynen doğa gibi.
Bu denge ve döngü, doğada olduğu gibi edebiyatta da dinamik, olağanüstü hareketli ve diyalektik karakterde bir yapılanmaya yol açar. Yani enerjik ve doğurgandır edebiyat; statik olana yer vermez hiç.
Bu yüzden de oburluğa karşıdır.
Edebiyat ürünü için düşünülen, planlanan her türden yükleme,sanılanın tam aksine bir durgunluk yaratır sonuçta. Böyle hallerde yazı akar belki; ama mana ve duygu akamaz bir türlü.
Bu durgunluk, çoğu zaman içeriye yüklenen malzeme çeşitliliği ve miktarıyla ilgilidir.
Oburluğu, edebiyatın özü, bünyesi reddeder; oburluğun insani bir duygusu yoktur çünkü. Daha da doğrusu, insani duygular, oburluğun içinde ortam bulup serpilemez, hatta boğulur.
Yazar, bir seçicilik uzmanıdır aslında. Hem kalitatif hem de kantitatif bir elitist seçicidir; dünyanın ve insanlığın belleğinde yer etmiş, köşeleri tutmuş belli başlı bilgi, olgu ve duygu alanlarının içinde varolan kültürel, tarihsel, sosyal, siyasal haberler ve diğer belgeler içinden yazısının ihtiyacı olanları -aslında anlamlı olanları- adeta cımbızlayarak seçer; sonra bu dış malzemeyi, minimum gerekli malzeme olarak kullanır. Böylece, yazı da malzemeye boğulmamış olur!
Elif Şafak’ın yeni romanı İskender, dış malzemeler konusunda fazla iştahlı davranmış ne yazık ki. Diğer nedenler bir yana, sadece bu bile İskender‘in edebi bir değere kavuşmasını engelliyor bence.
Fırat Nehri-Kürt-töre-namus cinayeti-kadının töre intiharı-köy düğünü-eşkiya-köy yoksulluğuyoksul yalnız yaşayan köy ebesi otçu kadın; feministler-anarşistler-nihilistler-çevrecilerpasifistler- punklar; tasavvuf-Uzakdoğu mistisizmi-İslam-Ömer Hayyam-Nemrut-Midas- Hudini; İngiliz ırkçı çeteleri-göçmen savunma çeteleri; Abu Dabi-Filistin/Gazze-FKÖ/Arafat.
Yazının devamını okumak için tıklayın.