Edebiyatın közü karadır. Yazısıyla, boyuna posuna bakmadan, dokunulmazlık edinmiş devlerin karşısına dikilir; ki, bu sınır tanımayan erk ona hâkim olma peşinde olmuştur hep.
Sistem(ler), edebiyatı kendisi belirlemek ister çünkü.
Bu yüzden de en korktuğu şey, edebiyattır zaten.
Edebiyat geleceği görür adeta; bu da sistemin işine gelmez hiç. Zira erk, geleceği pembeleştiren kurgulanmış bir vizyon sunar insanlara.
Ama edebiyat bu oyunu bozar hep; ayrıca onun bu direnişi içinde kendini özgürleştirmek de vardır tabii. Bunun için dil en iyi araçtır; akademyanın koyduğu kurallardan uzakta bir dil yaratarak yapar bunu. Oysa düzenin tembihi, edebiyata sokağın dilinden uzak durmasını önerir; cümle şöyle kurulacaktır, duygu böyle aktarılacaktır, yazıya şöyle şöyle başlanacaktır, finale böyle böyle girilecektir!
Meydan okuyan edebiyat, yanına bir de mizahı (hem de en karasından) aldığında, işte o zaman tam anlamıyla gözü kara bir güç olur; ve şeytanla dans eder!
Amerikanomanyaklar adlı romanda, Amerikalı takıntısı olan iki Fransız çöp insanı (kloşar) karı koca, kendi güçleri, zekâları ve üsluplarıyla Amerikan denizcilerine karşı savaş verirler.
Onlar, emperyalizme isyan halindedir aslında.
Serge Rezvani'nin ilginç edebi diliyle ve anlatımıyla, bu iki karakterin mizahi ütopyaları; devrim için, mutlu bir gelecek için, insanları tetikleyici bir kaynak değerindedir:
"-Hişt, Loupiote! -Söyle canımın içi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.