Edebiyat, insanın ne kadar masum olup olmadığıyla çok ilgilidir.
Cinayetle de ilgilenir bu yüzden.
İnsan nasıl olur da birini öldürür, öldürebilir? Bu eylemin birikimiyle, nasıl sonuçlandığıyla ve cinayetin kim tarafından işlendiğiyle, öncelikle insanı
tanımak açısından ilgilenir edebiyat.
İnsan, her daim –adeta kesintisiz olarak- tanımlanması gereken bir
muamma olmaya hâlâ devam etmektedir çünkü.
Yine de insanın tarifini en iyi edebiyat yapar.
Hayatın ve insanın en kılcal damarlarına girebilen, oralarda anlamlı keşifler yapabilen sadece edebiyattır zira.
Edebiyatın cinayetle ilgilenmesi, bir perdenin arkasına geçmektir. Bu perde; dokusu, rengi, kokusu gizli olan, hatta kendini ustaca görünmez kılan bir
insan gizliliğidir.
Yazı, bu gizliliği ortaya çıkarır işte.
Forbes Cinayetleri, insanın ruhunda dolaşan bir kalemin kıvraklığıyla ortaya çıkan
ruh halleriyle, bu hallerin biçimlendiği
davranışları edebî bir yazıya dönüştürüyor.
Yazar Mehmet Anıl, polisiye olmayan bir polisiye roman kurgulamış ustaca.
“Yaz kızım; ben bir özgürlük savaşçısıyım... Dolayısıyla suçluyum Hâkim... Suçluyum, çünkü saf özgürlüğün peşindeyim Hâkim. Uzun zamandır özgürlüğün gerçek anlamını buldum, anladım ve iman ettim. Benim özgürlük tanımım bambaşka. Uçsuz bucaksız bir özgürlükten söz ediyorum Hâkim (...) Ben bu dünyanın adamı değilim Hâkim, beni diğerlerine uyguladığın yasalarla yargılayamazsın. Sizin sevindiğinize ben üzülür, gözünüz gibi esirgediğinize metelik vermem. Beni, bana özel maddelerle yargılayacaksın Hâkim.” Mehmet Anıl, romanını 7 Aralık 1974’de İzmir kaynaklı bir gazetede çıkan;
Buca Forbes Caddesi’nde bulunan Güneş Apartmanı’nın beş ayrı dairesine giren biri, altı kadını katletmiş haberiyle başlatıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.