
Edebiyat takıntılıdır; hareketsizliği sevmez, yeknesaklıktan nefret eder, basit olanın yanında durmaz!
Bununla beraber edebiyat, hareketsizliği okurun dikkatine sunarak hayata müdahale eder adeta; yeknesaklığa savaş açarak insanların kaybettikleri hayatın ritim duygusuna tekrar kavuşmaları için hayatın derinliklerinde kazılar yapar; basit olanı ise gözümüzde iyice değersizleştirerek; bizi, zihnimizi (dolaylı da olsa) yeni bir değerler manzumesi arayışı için edebî olarak tetikler adeta.
Yazar, bir türlü iz bırakamayan bir hayat kesitinin; yeknesaklaşarak, manasının boyutları eksilmiş, düşük bir hayat ritmiyle yetinme durumunda kalmış, enerjisi zayıf bir dünyayı (hayat dilimini) yeniden manalandırarak bir iz bırakması için çabalayıp durur.
Aynen Ethem Baran’ın tesbit ettiği insanlık durumları gibi.
Bulut Bulut Üstüne adlı yeni yayımlanan hikâye kitabında Ethem Baran, daha çok merkezin dışında periferide var olan, birikimini oralarda istiflemiş bulunan insan ve toplum gerçeklerini geniş bir hayat rengi skalası içinde sunuyor okuruna.
Bu hikâyeleri sadece okumak yetmiyor. Hikâyelerin bağrından kopup, sağa sola savrulan seslerini de dinlemek gerekiyor bence; sıradanlaşmış bir hayat içine yerleştirilmiş insancıkların su altında, toprak altında, cam arkasında yayılarak genişleyen bir nevi susturulmuş feryatlarıdır bunlar.
Küçük insanların, merkez dışındaki ara ve arka sokaklardaki hayatlarının yeknesaklığının çok zor tahammül edilebilirliğinin yüksek frekansına sahip hüznü yoğun hikâyeler yer alıyor Bulut Bulut Üstüne adlı kitapta.
Yazının devamını okumak için tıklayın.