Hayatı, fotografinin tuzağına düşmeden fotoğraflamak zor iştir.
Bu tuzak, her şeyden önce özel bir kadraj (çerçeve) yakalama tuzağıdır.
Bu
özel, fotoğrafı çekenin
özelidir aslında ya.. kendi özelini hatta biricikliğini
fotoğraf yoluyla kabul ettirmektir ötekisine.
Fotografi (sinematografi gibi)
sistemleştirilmiş bakış atarak, aslında ideolojik bir kadrajlama yapar. Yani kadraj dışını (özel çerçeve dışındaki hayatı) adeta yok sayarak sadece
seçilmiş olana odaklanır.
Fotografinin ikinci handikabı ise
kültüreldir; çekenin ana kültürel aidiyetiyle ilgilidir. Kestirmeden söyleyecek olursak, bu aleti kullananların genel kültürel aidiyetleri
modernizmdir çoğunlukla.
Fotoğraflar da, bu bakış açılarıyla –hatta duygularla- çekilmektedir zaten.
Nuri Bilge Ceylan’ın 2003 yılından bu yana Türkiye’nin değişik yerlerinde çektiği –dört mevsime yayılan- panoramik fotoğrafları
Sinemaskop Türkiye adlı kitapta yayınlandı.
Ceylan’ın bu fotoğraflarında fotografi kaygısına rastlanmıyor hiç.
Bu iyi.
Ayrıca –belki de en önemlisi- onun bir modernite arayışı içinde olmadığını da görüyoruz.
Nuri Bilge Ceylan’ın
Sinemaskop Türkiye fotoğrafları, bana göre
pagan fotoğraflar. Doğayla bütünleşmiş insan, insanı içine almış bir doğanın fotoğraflaşmış
anları, hatta halleri olan fotoğraflar bunlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.