
Edebiyat bir hareket halidir!
Hem de en hasından.
Edebiyatın hareketli hali; insanın her manada bir şeyleri değiştirme çabasından kaynaklanır.
Edebiyat aynı zamanda bir isyan halidir çünkü.
İnsanın kendi dışından hayatına müdahale edecek her şeye karşı –ölüm dâhil– bir isyan halidir.
Zaten hareketle isyan biraraya geldiklerinde birbirlerini tamamlamazlar mı?
Edebiyat, işte bu tamamlamanın manasını tüm derinlikleriyle ortaya çıkaran bir üst-hareket (ve hareketlilik) değil midir?
İnsanı güçlü fırtınaların içinde gezdirmez mi? Ki, o fırtınalardan biri de bizzat o insanın kendisi değil midir?
Ölümlü bir kadere sahip olmak, mutsuzluğun da kaynağı değil midir zaten?
Edebiyat –başta şiir olmak üzere– çok ince ayar –tarifi zor– bir harekete sığınıp (aslında harekete sahip olarak) bu sorulara kendi meşrebince yeni manalar katan bir savaş vermiştir hep.
Roni Margulies de, Ya Seyahat! adlı hikâye kitabında kendi kalemiyle cevaplar arıyor bence bu sorulara.
Çünkü –Taraf’a verdiği röportajdan öğrendiğimize göre–, yaşlanmak ve ölmek istemiyor; onun için de yazıyor. Zamanın oluşturduğu küçük inciler gibi hikâyeler yazmış Roni Margulies.. ve bu kısa hikâyeleri bir kolye gibi dizmiş Ya Seyahat! adlı kitabında.
Aslında küçük, mütevazı durgunluklar içinde fırtınalar estiriyor yazar: “Garnizonun bahçesinde kısa boylu, şişman bir onbaşı belki de cezalı olan bir mangaya kan ter içinde sabah jimnastiği yaptırıyor, denize karşı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.