İnsan türünün yaşayabileceği en büyük travma, bir kadının tecavüze uğrayıp, hamile kalması sonucu oluşan psikolojik durumdur.
Erkek cinsi, hiçbir zaman tam olarak hissedemez ve algılayamaz bu hali.
Hiçbir işkence türü (fiziki ve ruhi) bu travmanın yanına bile yaklaşamaz; bir kadın için ölümden de beter olan tek şey budur işte.
Şiddet kavramıyla dahi açıklanamayacak bu durum kadın onurunu da yok edercesine zedeleyen bir trajik durumdur aynı zamanda.
Tecavüzcüsü tarafından hamile bırakılmış bir kadın -hangi yaşta olursa olsun- olay duyulduğunda, erkek egemen toplum tarafından, açık ya da kapalı, kirlenmiş kadın (kirletilmiş değil!) olarak değerlendirilir; feodal örf ve adetlerin geçerli olduğu yerlerde de öldürülür hatta.
Tecavüzcü değil, tecavüz edilen öldürülür.
Bu vahşet ötesi durum, Türkiye’de çok yerde yaşanıyor.
Kadına yönelik erkek şiddeti, Türkiye modernitesini ciddi bir biçimde ilgilendiriyor ve meşgul ediyor; zira, bu vahim konuda modernitemiz hiçbir azalma sağlayamadığı gibi, tam tersine -araştırmalara göre- kadına yönelik şiddet her geçen gün artıyor.
Değişmesi gereken bir diğer durum da, şiddet uygulanmış kadına devletin hâlâ yardım mantığıyla yaklaşması; yani sorunun çözümü için yapılması gereken çalışmalar bir sosyal devlet kavrayışı içinde değil de, neredeyse erkek egemen sistemin bu konudaki günahını affettirecek bir yasak savma içinde görünüyor.
Toplumumuzda erkekler tarafından kadınlara uygulanan şiddet, başta tecavüz olmak üzere çok değişik biçimlerde ortaya çıkıyor ve çoğu zaman da şiddetin sonuçları, kadının yanı sıra çocuklara da uzanmış oluyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.