
Edebiyatın hayatı anlamasıyla, insanın hayatı anlaması arasında dağlar kadar fark vardır.
Edebiyatın aklı, insanın aklından farklıdır çünkü!
Edebiyatın aklı, sürekli olarak –radikal bir biçimde– aklını yeniler bana göre.
Laf aramızda edebiyatın akıl yürütmesi, insanın aklına da, akıl yürütmesine de karşıdır ya, o da ayrı.
Şiirin aklı, tarihimizi şöyle yorumluyor mesela: “Tarih insan etinden yapılmıştır.” (İzzet Yasar)
Oysa biz, “benim (zaman zaman pek memnun olmasam da) dedemin, ahfadımın, milletimin, ırkımın ne güzel bir tarihi var” diye akıl yürütür, bir mutluluk rüyası içinde yuvarlanıp gideriz, çoğunlukla ve oy çokluğuyla.
Dünyada yetkin ve etkin bir çoğunluğu ele geçirmiş olan değerli birey ‘küçük burjuva’ya gelince.. zamanın ruhu (zeitgeist) uzmanı (aslında gelgitçilik uzmanı) bu küçükkentsoylu(!) birey(ler) bir oraya bir buraya savrularak hayatı anlamaya ve manalandırmaya çabalarken, anlayamamanın da bir tür acısını yaşarlar.
Yazar Şule Gürbüz, bu yaygın tipin ruhunu, aklını ve her an beslenen vicdanını müthiş bir mizahla ele geçirmiş, Zamanın Farkında adlı kitabında:
“Hayatı anlayamamak kadınları anlayamadığını söyleyen adamın sözü kadar perişan ifade gelir bana. Be nabekâr, kadını anlayıp da ne yapacaksın, yapacağını değiştirecek mi? Peki, hayatı ne yapacaktım? Onu anlayayım diye psikanaliz mi öğrenecektim, Jung’ları, Laing’leri okuyup şizofreni yolculuklarına mı çıkacaktım, şeyhleri ayrı, doktorları ayrı mı etekleyecektim, kendimle ilgili hem de bu dünyama ait bir söz söyleyecekler diye kulak mı kabartacaktım? Söz doğru olsa zaten kaçardım, yalan olsa bayılır tekrarını duyayım diye yapışırdım da bunun neye faydası olurdu? Zavallı Reich gibi dolaplar yapıp içine mi girseydim, o pos bıyıklı filozof gibi coşkunluk seline mi kapılsaydım, ikinci benlik, birinci benlik öndeki, arkadaki, birincinin sesi, ikincinin ayak sesi diye huzursuzluk ve yetersizlikten tuhaf ama kibirli bir dünya mı inşa etseydim, kibrimin nedenini anlatacağım diye canım mı çıksaydı, birinin ruhu az öteye kıpırdayabilsin diye elli sene gırnata mı çalsaydım, zaten öbür dünyada göreceğim cini, nekiri, meleği göreceğim diye gece üçlerde kalkıp namaza mı dursaydım, avizeler sallanıyor, başım secdeden bir saatten evvel doğrulamıyor diye sonra kime anlatsaydım, arabayla on iki saatlik yolu kendimden geçerek iki saatte almış olsam bile varacağım yere on saat evvelden gelip de ne yapsaydım?”
Zamanın Farkında, insanın beyninde oluşturulmuş küçük burjuva zarlarını soyuyor; bu küçüğün, aile, eğitim gibi kurumlarının kültürünü(!) ters yüz ediyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.