Edebiyat, hayalin içine gerçeği yerleştirir.
Ortaya edebî bir yeni hayat çıkar böylece.
Bu yeni hayat, bazen masalımsı bir macera olarak temayüz eder ve içinde pek çok kıssadan hisseyi barındırır.
Pinokyo, hayalin içinde yer alan gerçek bir kahraman olarak doğmuştur. Çocuk gibi ağlayıp gülen bir odun parçasından yontularak biçimlendirilen bir kukladır Pinokyo; gerçek anlamda hareketli olan tek uzvu burnudur; bu burun,
ne kadar yalan o kadar santim misali, Pinokyo her yalan söylediğinde uzar.
Pinokyo’nun yaratıcısı Carlo Collodi, yaşadığı zamandaki toplumun ahlaki durumundan, yani yalanlarından çok rahatsız olmuş ki, çocukların üzerinden –ilk bakışta çocuk edebiyatı gibi duran, aslında herkes için geçerli olan- bir evrensel mesaj vermek istemiş ve dünya edebiyatının en sempatik figürlerinden biri olan Pinokyo’yu yaratmış.
İtalyan Yazar Carlo Collodi, 2010 sonuna kadar bütün dünyada 120. ölüm yıldönümünde anılacak.
Pinokyo’nun Maceraları, bu nedenle Türkiye’de de yeniden yayımlandı.
Bir kuklanın hikâyesi olarak Pinokyo, yazarının kaleminden daha ilk doğduğunda, dünyanın (insanlığın)
kötü tarafında yer alıyor. Ve bu âlemde her birinden ayrı bir ders çıkarılacak bin bir türlü macera yaşıyor:
“Bir zamanlar, tıpkı şimdi olduğum gibi tahta bir kuklaydım: Bu dünyadaki pek çok çocuk gibi, tam gerçek bir çocuk olacaktım ki, tembelliğim yüzünden, bir de kötü arkadaşlara uyduğumdan evden kaçtım… Bir gün uyandım ki, kulaklarıyla, kuyruğuyla bir eşeğe dönüşmüşüm!” Collodi, Pinokyo’ya bu meyyalde pek çok macera yaşattıktan sonra, kitabının son bölümünde onu kukla olmaktan kurtarıp, gerçek bir çocuğa dönüştürür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.