Siyasette irticalen konuşmanın zaman zaman ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini geçen hafta yakinen gördük. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere ziyareti sırasında BBC’ye verdiği demeçte, İsveç ve ABD’de son dönemde Ermeni soykırımıyla ilgili yapılan oylamaların Türkiye ile Ermenistan ilişkisinin normalleşme sürecine zarar verdiğini ve Ankara’nın Türkiye’de yasadışı olarak barınan ve çalışan 100 bin Ermeni’ye hoşgörü göstermek zorunda olmadığını ifade etti.
Oylamaların mı yoksa bu açıklamanın mı daha zarar verdiğini tartışmaya bile gerek yok...
Bu arada, kulağımıza gelenlere göre, Avrupa’da bu tür konuların ne kadar hassas olduğunu bilen Dışişleri, özellikle Başbakan’a yazılı notlar vermiş, ancak Başbakan notlara bağlı kalmamayı tercih etmiş.
Sıfır sorun politikasıne ne oldu?
Gayet zor şartlar altında üç kuruş parayla geçinerek hayatta kalmaya çalışan bu insanları sınırdışı etme tehdidini, ne siyasi ne de insani açıdan kabul etmek mümkün değil. Çok sayıda Türk’ün de aynı şeyi yaptığını göz ardı etmemek lazım. Üstelik, komşularla sıfır sorun politikasını mihenk taşı yapmış ve bunu her fırsatta yineleyen bir hükümetin başı olarak Erdoğan’ın bu açıklamaları, insanların aklına 1915’te yaşanan tehcir olaylarını da getirdi ki, konunun en can alıcı noktalarından biri de bu...
Konuşmada geçen 100 bin rakamının ne kadar abartılı olduğu da Erivan merkezli Avrasya Ortaklığı Vakfı’nın açıklamasıyla açıklığa kavuştu.
Tahminlere göre, bu rakam 10-12 bin seviyesinde. Doğaldır ki, değil Türkiye’deki Ermenistanlı göçmen sayısını, toplam göçmen sayısını bile bulmanın imkânı yok. Zaten burada bu insanların kaç kişi oldukları üzerinde değil, yaşadıkları hayatın insani boyutu üzerinde durmak daha doğru...
Türkiye’ye göç dalgası artıyor
Göçmenliği ve genel olarak göç meselesini Türkiye’deki Ermeniler özelinden çıkarırsak, 1990’lardan itibaren Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan ülkelerden ve Doğu Avrupa bölgesinden Türkiye’ye doğru bir göç dalgası yaşanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.