İstanbul’da kentsel dönüşüm adı altında ilginç, ilginç olduğu kadar da vatandaşı nasıl memnun edeceği belli olmayan birtakım faaliyetler var. Bu faaliyetlerin hukuki altyapısı eli kulağında, çıkmak üzere. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı’nın Bakanlar Kurulu’nun imzasından çıktığını, tasarının gelecek haftalarda Meclis’e geleceğini belirtmişti. Kültürel ve tarihî mirasın yerine asla yenisini koyamıyorsunuz. Korumanın ilk ve en önemli şartı ise “yaşatmaktan” geçiyor, yıkıp yerine yenisini yapmaktan değil. Ama yıkım kentsel dönüşümün vazgeçilmezi olmuş durumda. Bayraktar da, geçenlerde Kentsel Dönüşüm Yasası’nın olmazsa olmazlarından birisinin yıkım olduğunu söylememiş miydi?
Tarihî kent merkezleri, rantın iştahıyla dönüştürülmek için sırasını bekliyor. İstanbul’un yeni şantiyeleri, TOKİ’vari betonlaşmaları artık buralardan göğe yükselecek. Bunlardan biri de İstanbul’un en eski, en farklı mimarisine sahip, farklı etnik ve azınlık grupların yaşadığı Tarlabaşı’nda gerçekleşiyor. Sırada, Fener ve Balat var. Bundan önce aynı filmi Sulukule’de seyretmiştik. Film Sulukule’de şöyle başlıyordu; belediye ilk önce mülk sahibine gidiyor, iki seçenek sunuyor, ya evini değerinden çok ucuza satarak hak sahibi olmaktan çıkacak ya da projede kalmak için arsasının üçte birine razı olacak. Şimdi Tarlabaşı’nda hummalı bir kamulaştırma, binaları ele geçirme ve dolayısıyla insansızlaştırma operasyonu yürütülüyor. Kentsel dönüşüm faaliyeti, tamamen kamu otoritesinin kararıyla, hiçbir yarışmaya ya da tartışmaya mahal vermeden bir gayrımenkul yatırım şirketine veriliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.