Edebiyat 18. yüzyılda Avrupa’nın en etkili ve yaygın kitle eğitim aracı olduktan sonra toplumlarının kişiliğini ve psikolojisini tayin etmekte büyük pay sahibi olmuştur. Osmanlı devletinde 19. yüzyılın ikinci yarısında oluşan “Yeni Türk Edebiyatı” toplumun değişmesinde ve yeni kimliğin oluşmasında birinci derecede rol oynamıştır. Bu benzerliklere rağmen Avrupa’da ve Türkiye’de edebiyatın toplum hafızasında yeri ve önemi farklıdır. Modern edebiyat yeni bir orta sınıfın oluştuğu dönemde doğduğu gibi roman, uzun hikâye gibi orta sınıfların entelektüel ihtiyacını karşılayacak nitelik taşımaktadır. Türkiye’de nesirin (uzun yazının) divan edebiyatının yerini alması yeni tipte yerli bir orta sınıf doğumuna tesadüf eder. Türkiye’de pazar ekonomisine bağlı bir orta sınıfın doğumunu inceleyenler böyle bir sınıfın ancak gayrimüslimler arasında oluştuğunu ve Avrupa’ya bağlı ticaret alanlarında geliştiğini iddia ederler. Hâlbuki toprak mülkiyetinin hemen hemen yüzde 90’ını elinde tutan ve tarım alanında çalışan Müslümanlar arasında da kendine mahsus kültür ve gelenek özelliklerine sahip yeni bir Müslüman orta sınıf 1860’lardan sonra hızla ortaya çıkmıştır. Anadolu kasaba ve şehirlerinde oluşan bu orta sınıfın yetiştirdiği entelektüeller genellikle İstanbul’da faaliyet göstermelerine rağmen hem geldikleri geleneksel ortamın kültürünü ve hem de o devirde göçlerin yarattığı sosyo-kültürel ve politik ortamın etkisinde kalmışlardır.
Geçenlerde Ahmet Mithat Efendi’nin (1844-1912) Beykoz’da konağını ziyaret ettiğim zaman bu büyük “hacce-i evvel” (birinci hoca) bana birçok düşünceler ilham etti. Ahmet Mithat Efendi’yi onunla ayni zamanda yaşamış Rus yazarı Anton Çekov (1860-1904) ile karşılaştırmak Türk ve Rus yazarlarının benzer ve farklı yönlerine işaret edebilir ve toplumların edebiyat hakkında farklı tutumlarına işaret edebilir diye düşündüm.
Ahmet Mithat edebiyat ve sosyal, kültürel değişimimizde çok büyük bir yeri olmasına rağmen bırakınız dışarıda tanınmayı yurt içinde bile edebiyatla meşgul birkaç kişi dışında hemen hemen kimse tarafından bilinmemektedir. Buna karşın Çekov’un hikâyeleri ve bilhassa piyesleri (Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi, Vanya Dayı) Shakespeare’den sonra dünya sahnelerinde en çok oynayan eserlerdir. Gerek Ahmet Mithat Efendi gerek Çekov, Batı edebiyatı etkisiyle kendi toplumlarının kültür ve değerlerini Batı karşısında hem korumak istemiş hem de Batı gözüyle yeni baştan değerlendirmek zorunda kalmışlardır. Çekov bakkal bir babanın ve bir kölenin (serfin) torunu olarak hayatı boyunca “içindeki kölelik ruhundan” kurtulmak için “iç hürriyeti” aramakla beraber yurdunun ve yaşadığı kasabanın (Kırım’da) insanlarını ve sorunlarını edebiyat yolu ile dile getirmiştir. Aynı zamanda Çekov doktor olarak kazandığı paranın büyük kısmını okul ve hastane yapmaya harcamıştır. Ahmet Mithat bir Çerkez ananın ve Anadolulu bir babanın oğlu olarak Vidin, Bağdat gibi taşra şehirlerinde yaşadıktan sonra İstanbul Tahtakale’de kurduğu matbaada ailesiyle beraber çalışarak kitaplarını yazmış, basmış ve dağıtmıştır. Toplum bütünüyle onun baş hedefi olmuştur.
Çekov ise yerleşmiş bir edebiyat geleneğinden istifade ederek değişik isimlerle yazdığı hikâyelerden aldığı para ile tıp eğitimini finanse etmiş toplumu değiştirmeye kalkışmamıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.