Türkiye’de Cumhuriyet döneminde kurulan siyasi partilerin sayısı, Dr. Mete K. Kaynar ve arkadaşlarının 2007’de yayınladıkları bir kitapta belirttiklerine göre 256 civarındadır. Bu sayı kesin değildir çünkü kullanılan parti isimleri çeşitli kamu kurumlarının düzensiz kayıtlarına dayanmaktadır. Kayıtların önemli bir kısmı güvenlik, bu arada MİT defterlerinde bulunmaktadır. Ben de, Türk Demokrasi Tarihi olarak yayınlanan çalışmamı hazırlarken eninde sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü’ne başvurarak, sıkı bir sorgulamadan sonra, partiler hakkında bazı bilgiler elde ettiğimi çok iyi hatırlıyorum.
Siyasi partilerin demokrasinin temel ifadelerini oluşturduğu ve serbest kurulup, serbest hareket etmeleri gerektiği aşikârdır. Emniyet kurumlarının Türkiye’nin özel iç ve dış koşulları göz önünde tutulursa siyasi parti konusunda hassasiyetlerini anlamak olağandır. Ama bu partilerin % 30,4’ünün kendi kararıyla veya başka partiyle birleşmeden değil de devlet makamlarının emriyle kapatıldığı düşünülürse mesele değişik bir renk almaktadır. Şimdiye kadar devlet veya devleti etkileyen güçler, Türkiye’de demokrasiyi ya kendilerine yöneltilmiş bir tehlike olarak görmekte veya demokrasinin belirli çizgiler doğrultusunda ve evvelden tayin edilmiş çerçeveler içinde gelişmesini istemektedirler.
Devlet-demokrasi karşılaşmasını şimdilik bir yana bırakarak Türkiye”de gelişen demokrasinin bazı özelliklerini aynı kitaba dayanarak vermek istiyorum. Çünkü bu rakamlar bizim çeşitli yazılarda öne sürdüğümüz düşünceleri desteklemektedir.
Türkiye’de demokrasi hakkında görüşler iki farklı temele dayanmakta ve iki farklı felsefe ve davranışı ifade etmektedir. Halkın demokrasi anlayışı adalet, özgürlük, eşitlik, inanca saygı, hizmet veren bürokrasi, pratik eğitim, kişiye saygı, yaşama standardını yükseltme, siyasi istikrar gibi maddi ve manevi isteklerini oluşturmaktadır. Bunları serbestçe istemek halkı ve istediklerini oy karşılığı fakat partizanlık gözetmeden elde etmek demokrasinin ta kendisidir.
Türkiye halkının Osmanlı döneminde yerleşmiş bir demokrasi geleneğine sahip olmamasına rağmen demokrasiyi bu kadar az zamanda bu kadar benimsemesi cumhuriyet döneminde ona anayasalarla, kanunlarla verilmiş ve çok kez yazıda kalan haklara olan inancından doğmaktadır. Halkın demokrasi anlayışı pratik, güncel ve kişiseldir. Ne istediğini bildiği kadar onun isteklerine engel olanları da hem de demokrasiyi ağzından düşürmeyen eski efendilerini iyi tanımaktadır.
Türkiye’de halk, isteklerini yerine getiren, gerçek demokrasiye inanan veya hiç olmazsa gerçek demokrasinin yollarını açan partilere oy vermektedir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.