Özgürlükçü-demokrat kimliklerine çok inandığım birçok yazar son dönemde ısrarla ve ısrarla Başbakan’ın daha fazla milliyetçiliğe kaydığını ve hatta MHP’lileştiğini söylüyor... Başbakan’ın seçim sürecindeki söylemlerine yönelik yüzeysel bir analizden böyle bir sonuç çıkartabilirsiniz. Fakat Türkiye’deki milliyetçilik olgusuna ilişkin geniş ve derin bir analiz yaptığınızda bilakis Başbakan’ın toplumun geniş kesimlerinin “MHP’lileşme” ihtimaline karşı en güçlü engel olduğunu görürsünüz...
Kürt meselesinin geldiği şu noktada, devlet ile Abdullah Öcalan arasında barış amaçlı görüşmeler tam gaz ve nerdeyse aleni olarak sürerken, bu görüşmeler geniş Türk kitleleri “daha milliyetçileştirme” yönünde ulusalcı/milliyetçi cepheye kuvvetli bir istismar argümanı verirken MHP’nin baraj sınırlarında dolaşması ancak ve ancak Başbakan’ın başarabileceği bir şey... Laik kesimin demokratları bu realiteyi gözden kaçırmadan analizlerini yapmalı. Bir sözün ve amacın haklı olması yetmez, o haklı sözü ve amacı beynine 88 yıldır nasyonalist zehirler zerkedilmiş halkımıza da benimsetmeniz gerekir... Bu çok mu kolay iş?
Nasıl bir siyaset dili, nasıl bir liderlik tarzı, nasıl bir toplumsal karizma Türk halkının çoğunluğu tarafından bugüne kadar “Teröristbaşı, bebek katili, bölücübaşı” diye anılan bir adamla Türk devletinin “barış görüşmeleri”ni bu halka kabullendirebilir? Tayyip Erdoğan dışında bunu kim yapabilir? Üstelik bunu yaparken Türklerin çoğunluğunu ikna edip, kendi yanında tutmaya devam etmesi de gerekiyor... Üstelik Türkiye’nin Türk halkının büyük çoğunluğunun kendini “milliyetçi” olarak tanımladığını unutmayalım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.