28 Şubat darbesinin 14. yıldönümünden bir gün önce bu alçak darbenin zorbalıkla devirdiği Necmettin Erbakan’ı kaybettik... Erbakan’ın Türk siyasal ve toplumsal hayatına en büyük katkısı sistematik olara zulme uğramış dindar kitleleri her zaman silah ve şiddet bataklığından uzak tutmuş olmasıdır bence... Sürekli zulme uğrayan, defalarca kez legal siyasi partisi kapatılan, silaha yönelmesi için derin devlet tarafından yapılabilecek her türlü provokasyon yapılan bir hareketi ısrarla ve ısrarla legal ve demokratik sınırlar içinde tuttu Erbakan...
İslam coğrafyasında nerdeyse tüm İslamcı hareketler bir şekilde silaha bulaşmışken, Erbakan hareketi asla bu batak yola tenezzül etmedi... Erbakan, bir taraftan İslam dünyasındaki manevi, fikrî ve siyasi önderlerle sürekli temas içinde oldu, içe kapalı değil dışa açık bir anlayışa sahipti. “Milli Görüş” derken tek bir İslam milleti anlayışını ifade ediyordu, Türklük üzerinden tanımlanmış bir anlayışı yoktu. Nitekim siyaseten yasaklanmasına temel teşkil eden açıklaması da Bingöl’de yaptığı “Sen eğer ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ dersen, benim Kürt kardeşim de ‘Ne Mutlu Kürt’üm diyene’ deme hakkı kazanır” açıklamasıydı... Ama diğer yandan da kendi hareket mensuplarının dışarıdan ithal silahlı İslamcı hareketleri benimsemesinin önünde duvar gibi dikiliyordu...
Silahlı mücadele yoluna karşı çok net tavır alırken, diğer yandan da o “silahlı mücadele” yandaşı radikal unsurları da toptan dışlamadı Erbakan, o radikal unsurları da siyasal hareketinin içine almaya ve onları absorbe etmeye çalıştı.O sebeple onları da kapsamak için kimi zamanlar söylemini daha da radikalleştirdi. (Bu tür söylemler de kendisine karşı resmî ideoloji tarafından hep koz olarak kullanıldı ve partileri hep bu yüzden kapatıldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.