Ergenekon yapılanmasının cinayet, tehdit, taciz gibi işleri yürüten operasyonel tarafının deşifre edilmesi öncelikle önemli... Ergenekon soruşturması sürecinin başlamasıyla birlikte bu ülkede özellikle gayrımüslim yurttaşlarımız fiilen daha rahat ettiler, daha huzurlu uyumaya başladılar... Birkaç hafta önce LDT’nin düzenlediği, neredeyse tüm Türkiye gayrımüslim cemaatlerinin başlıca mensuplarının da katıldığı bir toplantıdaydım.
Farklı cemaatlerden gelen gayrımüslim isimlerin tamamı ortak bir dille, bu soruşturmanın başlaması ve derinleşmesiyle birlikte cemaatlerine yönelik taciz ve tehditlerin bıçakla kesilmiş gibi bir anda durduğunu özellikle vurguladılar... Dolayısıyla bu dava sürecinden çok memnunlardı... Biliyoruz ki 2000’lerin başından itibaren gayrımüslimleri huzursuz etmeyi amaçlayan sistematik bir çaba içindeydi bu terör yapılanması. Tehdit amaçlı mektuplar ve telefonlar ile biteviye taciz saldırıları bu dönem gayrımüslimlerin hayatında rutin bir olguydu. Bu sürekli çabanın üstüne de toplu infial uyandıracak alçakça cinayetler işlendi. Rahip Santoro, Hrant Dink ve Malatya katliamları...
O sebeple gayrımüslim yurttaşlarımızın Ergenekon soruşturmasına kendine solcu diyen kimi Türkler gibi tuzu kuru, konformist bir dille yaklaşması imkânsız. Zekeriya Öz’ün bu cesur girişimine
“Valla bilemeyiz, bu savcıya da, tutuklananlara da eşit mesafedeyiz” tipi eyyamcı yaklaşımlara ancak etnik Türk solcuları sahip olabilir. Her an öldürülme korkusuyla yaşayan gayrımüslimler haliyle
“Bu soruşturma AKP ve/veya Amerikan operasyonu olabilir” gibi saçma sapan şeyleri düşün(e)mezler... Kürt halkı için de durum bundan farklı değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.