Türkiye’nin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi bağlamında çok değerli işlere imza atmış değerli dostum Hakan Altınay, Radikal gazetesinde “Liberallere güvenilebilir mi?” başlıklı bir yazı yayımladı...
Benim tanıdığım Altınay tam bir liberal-demokrattır, çok vicdanlı bir adamdır. Öte yandan kendisiyle geçmişte yaptığımız uzun sohbetlerde Türk entelektüel hayatına dair de epey konuşurduk. Hakan o zaman kimi “liberaller”in bu topluma yabancı, steril ve dışarıdan bakan bir dil ve bakış açısıyla özgürlük savunuculuğundan rahatsızlığını belirtirdi, hatta meşhur bir ismi anarak da bunu örneklediğini hatırlarım...
Hakan’ın bu yaklaşımı isabetli ve sahici olan tavırdı. Euro-centrik/ Batı-merkezli, bu toprakların çoğunluğunun (özellikle de dindarların) dünya tasavvuruna dışarıdan ve yabancı bir algıyla bakan ve bu modernist bakışla “Bu ülkeyi ve toplumu terbiye etme” zihniyetine sahip bir liberalizm olamaz, böyle bir steril ve hijyenik liberallik anlayışı liberalizmin ontolojisini inkâr etmektir...
Hakan’ın bu yazısında üç-dört sene önceki bir “ayaklarını buraya basmayı önemseyen” çizgisinden hafif bir uzaklaşma gördüm, inşallah yanılmışımdır... Hakan’ın yaklaşımı bana arada görüştüğüm kimi Batılı liberal politikacıların yaklaşımını anımsattı (Hakan’ı asla onlarla bir tutmuyorum elbette). 11 Eylül hadisesi sonrası Batı dünyasındaki kimi kendine liberal diyen politikacı ve entelektüeller “culturally conservative” sağcı bir çizgiye kaydılar. Sözde liberal partiden Danimarkalı bir politikacı bir toplantıda bana aynen şöyle demişti...
“Müslüman göçmenler için de kendimizle aynı özgürlükleri hep savunduk ama zaman içinde onların bir türlü liberalleşmediğini gördük, hâlâ kendileri hayvan kesmek istiyorlar (Müslümanların kurban ibadetini kastediyor –ROK) hanımları hâlâ örtünüyor, kimisi erkek eli sıkmıyor, kimi Müslüman erkekler de kadın eli sıkmıyor, yani değişmiyorlar, liberal değerleri benimsemiyorlar.”
Son dönemde buna benzer birçok ifadeyi birçok sağcılaşmış Batılı “liberal”den duydum, okudum. O konuşmamızda da bu Danimarkalı politikacıya izah etmeye çalıştım. Bu çakma liberal zihniyetin “liberal değerler” dediği şey “seküler/modern yaşam tarzı değerleri”dir. Bunlar “liberal değerler” değildir. Sekülerist/modernist zihniyet “liberalizm” anlamına asla ve asla gelmez, hatta görüldüğü gibi ileri seviyede modernizm liberal değerleri böyle sakatlayabilir ve sapasağlam bir liberali bile adım adım sağcılaştırabilir, muhafazakârlaştırabilir... Öte yandan bugünün Türkiye’sinde erkek eli sıkmayı inancı gereği reddeden kimi başörtülü kadınlar eşcinsellere yapılan zulümler için (İslami camiadan gelen kimi baskılara da direnerek) ahlaki bir tavır koyabiliyorlar. Bu tavrı elbette “Batılı liberal referanslar”la yapmıyorlar, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” İslami ilkesine dayanarak yapıyorlar ama sonuç olarak tüm liberal filozofların çok önemsediği evrensel vicdani çizgide hareket ediyorlar. “Henüz Özgür Olmadık” hareketi bu bağlamda çok çok kıymetlidir. Sekülerist dar bir kafa sonuna kadar İslamcı ama aynı zamanda Isaiah Berlin’in tanımladığı anlamda sonuna kadar liberal-demokrat olan bu hareketi anlamakta güçlük çekebilir... Öte yandan liberal demokrasi seküler yaşam tarzını ve modern kültürü reddeden, geleneksel/dinî bir yaşam tarzını ve kültürünü yaşatmak isteyen insanın da haklarını garanti altına alan bir rejimdir. Hakan Altınay bunu çok iyi bilen bir insandır...
Hakan’ın yazısında ismini andığı Binnaz Toprak’a malûm çalışmasından ötürü bence de “orantısız şiddet” uygulandı, ağır laflar edildi ve ben o zaman da bunu eleştirmiştim. Fakat maalesef Binnaz Hoca da “Euro-centrik” ve “modernist” bir yaklaşımla dindarları değerlendiren bir perspektife sahip. Bu perspektifin kendisi liberal-demokrat bir anlayışa aykırı. Mesela Binnaz Toprak sürekli “Kent dediğiniz yer kadınlı-erkekli kalabalıkların sokakta olduğu, birlikte el ele gezdikleri, birlikte restoranlara, eğlence mekânlarına gittikleri bir yerdir. Muhafazakâr Anadolu kentlerinde bu kadar ekonomik gelişme var ama bu gerçek kent manzarası hâlâ yok” diye şikâyet ediyor. Binnaz Hoca’nın kafasındaki kent tasavvuru böyle olabilir, kadınlarla erkeklerin el ele, kol kola gece yarılarına kadar gezmesi Hoca’yı hoşnut edebilir ama dindarlar illa böyle bir yaşam tarzına evrilecekler, illa sekülerleşecekler diye bir kural yok. Bunu istemek ve bu olmayınca da telaşlanmak liberal-demokrat bir endişe değildir... Liberal-demokrat endişeler mini etekli ya da başörtülü bir kıza, ya da kulağı küpeli ya da şalvarlı, takkeli bir erkeğe fiilen baskı yapıldığında, taciz ve hakaret edildiğinde devreye girer. Bir lokanta sahibi her şey hukuka uygunken içki ruhsatı alamıyorsa devreye girer, bu açıdan da Toprak’ın çalışmasındaki kaygılar tamamen haklıdır. Nitekim Ombudsmanlık kurumu da bu açıdan çok doğru bir öneriydi. Bu konuya devam edeceğim...
***
Not: Cumhuriyet yazarı Kemalist kalem Deniz Som vefat etti. Tüm Cumhuriyet gazetesi camiasının ve Kemalistlerin başı sağ olsun. Deniz Som inandığını sonuna kadar savunan, menfaat için inandıklarından asla taviz vermeyen bir adamdı. Bir insan bana tamamen zıt düşünceleri savunsa bile net ve mert biriyse, o insana çok saygı duyarım. Som da böyle bir adamdı. Eyyamcı, goygoycu, kaypak bir adam değildi. Allah rahmet eylesin...
rasim.ozan@hotmail.com