Türkiye’de resmî devlet aydınlarının dilinde “liberaller” diye bir kalıp var. Egemen devlet zihnine göre liberal demek “laik kesimden gelip resmî ideolojiye muhalefet eden insan” anlamına geliyor. Bu bakışa göre Cengiz Çandar da, Atilla Yayla da, Etyen Mahçupyan da, Ahmet İnsel de, Fuat Keyman da, hepsi birden liberal. Devletin bakışına göre sabit bir Kemalizme muhalif laik aydınlar grubu var. Onun dışında bu kamp fiili meselelerde alınan tavra göre genişleyip daralabiliyor. Laiklik, Kürt, Alevi, Ermeni ve Kıbrıs meselelerinde biraz da olsa resmî bakışa muhalifseniz, bu lanetli liberal kamptasınız...
Aslında bu algılamada sathi anlamda sorun da yok. Dünyanın birçok yerinde liberal olmanın doktriner olmayan, esnek anlamıyla özgürlüklerden yana ve açık fikirli olmak anlamı var. Öyle tavır alanlara da hayatında David Hume, John Stuart Mill ya da Karl Popper ismini hiç duymamışsa bile liberal denebiliyor. Liberal kelimesi adına da bu güzel ve doğru bir çağrışım. Öte yandan sathi olarak sorun olmayan bu konu, belli ahlaki ve siyasi meseleler özelinde derinleştikçe sorunlar çıkarmaya başlıyor.
Öte yandan kendini bu bahsettiğimiz kampta görmeyip, “Bir liberal devlete muhalif olmak zorunda değildir. Ben devletimi sonuna kadar savunurum ve gerçek liberal de benim” diyen bir çizgi var. Bunun başlıca temsilcisi Ertuğrul Özkök. Bir de yakın zamana kadar yukarıdaki kampta kendini hisseden, ama şimdi tam anlamıyla Özkök hinterlandında olan Cüneyt Ülsever... Şu an bu ülkenin tüm farklı renkleriyle özgürlükçü-demokrat camiasının tamamı birden Ülsever ismine itibar etmiyor... Ülsever son beş yıl içinde aldığı tavırlarla kredisini tamamen tüketti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.