Bundan yaklaşık bir buçuk sene evvelki bir yazımda Mehmet Metiner, Ümit Fırat ve Muhsin Kızılkaya gibi Kürt aydınlarını eleştirmiştim. Bunun üzerine üçü de bana kırılmıştı.Ümit Fırat’ın öfke dolu mesajı, hem Metiner’in hem Kızılkaya’nın hışımla bana telefon edişi hâlâ aklımda...
Ben o yazıda olaya Türk tarafından bakmış ve Kürt meselesinin Türkler tarafından algılanması sorununa değinerek mealen şunu demiştim: Türklerin büyük çoğunluğu hâlâ “Öcalan realitesi” olgusunun farkında değil. Zannediyorlar ki Kürtlerin çoğunluğu “Öcalan ve PKK’dan korktuğu için” sesini çıkarmıyor ve örgütü destekliyor gibi görünüyor. İtiraf edelim ki biz Türklerin büyük çoğunluğu, bu ülkenin Kürtlerinin büyük çoğunluğunun Öcalan’la arasındaki manevi bağı hâlâ bilmiyor, görmüyor, anlamıyor ya da anlamak istemiyor, inkar etmek istiyor... PKK çizgisindeki siyasi partilere asla oy vermemiş, PKK’nın iç infazlarında akrabalarını kaybetmiş Kürtler için dahi durum böyle... Oysa Kızılkaya, Fırat, Metiner, Burkay gibi farklı siyasi ekollerden gelen PKK-karşıtı demokrat Kürt aydınları Türklerin PKK’ya ilişkin kendini kandırma sürecinde, Türkler açısından “kendini kandırma bahanesi” olarak işlev görüyorlar... Söylemek istediğim buydu, hâlâ da bugün öyle düşünüyorum fakat hatalı olduğum konu şuydu ki, bu durumdan ötürü bu aydınların bir sorumluluğu olamaz. Çünkü bu isimlerin gıyabında yaşanan algılar bunlar... Bütün bu ismi geçen demokrat Kürt aydınları Öcalan ve PKK hareketini ağır eleştirmekle beraber Kürt halkı nezdindeki “Öcalan realitesi”ni de açıkça ifade eden isimler...
Bugün ise bu bahsi geçen aydınların doğrudan Öcalan tehdidi altında olduğunu görüyoruz... PKK’nın yayın organları “Böyle bir tehdit yok. Bunları rant toplamak için bu yazarlar uyduruyor” diyor, iki gün önce Kanaltürk‘te yaptığımız Gündem Demokrasi programında 80 öncesinin İstanbul Dev-Genç Başkanı Celalettin Can da açıkça bunu söyleyince benim de şalterim attı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.