Geçen yazı Genelkurmay’daki İlker Başbuğ dönemiyle birlikte benimsenen stratejiyi izah etmeye çalışmıştım... Başbuğ dönemi Genelkurmay stratejisi “AK Parti hükümetine yakınlaşarak Gülen hareketini yalnızlaştırma ve izole etme” makro planı üstüne kuruluydu...
İlker Başbuğ’da çok ciddi bir “Gülen hareketi obsesyonu” vardı. Aslında şu anki mevcut generaller kadrosunun çoğunluğunda bu obsesyon mevcut. Öyle ki Karargâh içindeki cuntacıları ihbar ederek ülke yararına çok olumlu işler yapan kimi generaller bile bu obsesyondan azade değil...
Başbuğ dönemi Genelkurmayı bu makro plan çerçevesinde ilk iş olarak Star ve Yeni Şafak’ı akredite etmişti. İslamcı kimliği net olan Yeni Şafak’tan farklı olarak laik kimliği baskın olan Bugün gazetesi ise yasaklılar listesindeydi, çünkü Genelkurmay’ın tasnifinde Bugün’ün yeri belliydi. Artık mesele “İslamcılık” meselesi değildi Genelkurmay için, hatta kimi “İslamcı”larla bile ittifak yapılabilirdi. Nitekim kimi “dinî” gruplar bu işle görevlendirildi. Artık Karargâh’ın ana hedefi Gülen hareketiydi... Öte yandan Yeni Şafak ve Star çevresi bu “akreditasyon” tuzağına gelmedi, Genelkurmay’ın bu “izolasyon” planı havada kaldı. Mustafa Karaalioğlu ve Yusuf Ziya Cömert’in ilkeli ve net tavrı bu oyunu bozdu...
Bu Genelkurmay stratejisi, kimi sivil bürokratlarla ilişkiler bakımından da yeni bir döneme işaret ediyordu... Başbuğ öncesi dönemde Genelkurmay, dindar eğilimlere sahip tüm bürokratları dışlayan bir yapıya sahipti. Başbuğ döneminde Milli Görüş kökenliler de dâhil olmak üzere Genelkurmay’ın tasnifiyle “cemaat-dışı” kimliğe sahip tüm bürokratlarla iletişim yolu tercih edildi. Amaç bürokratik mekanizmalarda da bir “cemaati yalnızlaştırma ve izolasyon planı”nı yürütmekti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.