Türkiye’de macun artık tüpünden çıktı. Geri döndürülmesi çok zor. Ahmet Altan’ın dediği gibi bu devletin röntgeni çekildi artık. Röntgen sonrası sağlam zannettiğimiz dişlerimizdeki çürükler ortaya çıktı. Kendimizi bir yere kadar daha kandırabiliriz. Çürük dişler yokmuş gibi varsayarak yaşayabiliriz. Ama ağrılar dayanılmaz halinde geldiğinde en nihayet o çürüklerden kurtulmak zorunda Türkiye. O sebeple ağrılar azgınlaşıp “devrim” aşamasına gelinmeden, “evrim” süreciyle sindire sindire değişmemiz daha sağlıklı.
Günümüz Türkiyesi’nde bu değişim sürecine direnenler arasında Genelkurmay ve Yüksek Yargı blokunun yanında merkez medya aktörleri, üniversite ve sanat camiası da var diye sık sık söyleniyor. Bu önerme kabaca doğru ama içini açtığınızda şöyle bir yanlışlığı var. Evet, Türk üniversite profesörleri camiasının çoğunluğu statükocu ve ulusalcı. Ama belli nitelikteki üniversitelerin üst düzey isimleri asla böyle değil. Evet, sanat ve edebiyat camiasının çoğunluğu hâlâ o kısır Kemalist dille konuşuyor. Ama sanat camiasının en önde giden, “trendsetter” mahiyetindeki isimleri kesinlikle özgürlükçü-demokrat bir değişimin destekçisi. “Merkez medya” denen şey ise çoktan değişti. Son iki yıldır nerdeyse tüm gündemi
Taraf gazetesi ve
Taraf’ın açığa çıkardığı haberleri manşetten gören medya belirliyor. Tüm medyada en çok atıf yapılan gazete bir kattan yayın yapan bu gazete. Fakat AKP’ye yakın medya aktörleri hâlâ malum eski medyayı “merkez” olarak görüyor. Gereğinden fazla önemsiyor. 28 Şubat günlerindeymişiz gibi eski dönem medyasının eyyamcılarını muhatap alarak yazıp duran çok sayıda AKP-yandaşı yazar var maalesef. Bu işlevini yitiren eyyamcı takımı da bunlara duacı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.