Hayatta yalan olmasaydı, edebiyat olur muydu?
Edebiyat olmasaydı, gerçekleri bu saydamlıkta görebilir miydik peki?
Fuzuli’nin “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” diyen dizesinde vurguladığı çelişki asıl hakiki olan. Bu yüzden yalandan nefret edenlerden değilim ben. Yalan, söyleyenin zekâ seviyesini de ortaya çıkarır çünkü; inanmış görünüp, bu testi yapmayı severim tesadüf ettikçe. Bazı yalanlar sahiden zekicedir, kızamazsınız, kimi de öyle bir yalan söylemeye kalkar ki, ona yalnızca acırsınız.
Belki iyi yalan söyleyemeyen bir kişi, hakikatleri de doğru dürüst göremiyordur; başarılı bir yalancı olmak için, insanın zekâsının gerçeği bütün yönleriyle algılamaya da elverişli olması gerekiyordur. Olur a, iyi edebiyatçı - kötü edebiyatçı ayrımı buradan doğuyordur.
Ayrıca, herhangi birinin yalanından anlayabilirsiniz onun karakterini ve hayattaki önceliklerinin ne olduğunu ya da neye değer verdiğini.
Yalana güzelleme yapıyorum sanmayın sakın fakat bazı hallerde masum, hatta tamamen iyi niyetli olabildiğine dahi inanırım.
Bana göre ne için, neyin uğruna, yalana tenezzül edildiği de önemlidir. Öyle küçümserim ki çoğu zaman, bırakın bir yararı olacağını, kendime zararı dokunacağını bile bile dürüst olmayı tercih ederim.
Yoksa, tabii ki herkes kadar ben de yalan söylerim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.