Ne güzel bir geceydi, geçmiş yazlardan bir şeyler vardı onda şarkıların hatırlattığı ve bu yaza dair en hoş duygular...
Gelecek yazları özledim hem; hayal etmek geleceği özlemektir zaten.
Çoktandır bekliyordum; Renée Fleming gelmişti işte.
Onunla beraber, sevdiğim neler...
Rusalka’dan Song to the Moon, sevdiğine hasret kaç sevgilinin şarkısı, nisan sonundaki o mehtaplı geceden kalmaydı belki bana, başkalarına kimbilir hangi mevsim, hangi ay, hangi dolunaydan.
Güzel sesli güzel kadın, hırçın ve kaprisli bir divanın uzaklığından seslenmiyordu, içimizde bir yerlerde yaşıyormuş gibi yakından, içimizde bir yerlere yumuşacık, usulcacık dokunuyordu.
Gecenin sonunda o sürpriz Summertime, geçmişten geleceğe bütün yazları birbirine bağlayan bir su gibi aktı.
Sanki bu şarkılar söylendikçe unutulmayacaktı bir şeyler, bu şarkıları dinledikçe var olacaktık biz...
Edibe’yi anımsadım birden; sahildeki uzun masalarda toplandığımız kalabalık sofralarda yapılan neşeli, genç sohbetleri.
Summertime o günlerin de ‘modası geçmeyen’ şarkılarındandı.
Sunny’yi severdim ben, o sahneden bu şarkıyı “Senin için söyleyeceğim” derdi. Hepimizin birer şarkısı olurdu, ondan isterdik, söylerdi. Gülerdik, söylerdik, eğlenirdik, arada sırada belki birazcık hüzünlenen olurdu aramızda, henüz fazla aşina sayılmazdık o hisse.
Yazının devamını okumak için tıklayın.