"Bir zamanlar bir taverna vardı...”
Mary Hopkins’in kült şarkısı Those Were The Days/Ne Günlerdi Onlar bu sözlerle başlardı.
Sene 1968’di, biz çocuktuk ve bağıra bağıra, hevesle söylerdik manasını pek de bilmeden ezberlediğimiz parçayı.
Biz “büyüdük” ve asıl o zaman anlam kazandı şarkının anlattıkları... Ancak öğrendik, ancak hissettik “Ne günlerdi dostum, hiç bitmez sanırdık...” duygusunu.
İşte “o günler”... ‘68 sonrası, 70’lerin başları filan, sol hareketler, solcu gençlerin eylemleri gündemdeydi. Bir taraftan da yakın olduğum çevreyi etkileyen hippi kültürü.
Okuduğum kitaplardaki soldan, o yaşlarda anladığım kadarıyla, etkilenmiştim ama solculardansa hippileri daha çok severdim. Çünkü barış yanlısıydılar, antimilitaristtiler, “sınırların kalkmasını” istiyorlardı...
Bugünden bakınca fazlaca “naif” görünüyorlar, başka.
Her neyse; Batı dünyasında hippi kültürüyle, çiçek çocuklarıyla birlikte yoga felsefesi de adından çokça söz ettirir olmuştu. Doğu’ya, Nepal’e, başkenti Katmandu’ya giden gençler Hint mistisizmiyle tanışmış, ülkelerine tanıtmışlardı.
Beatles üyeleri ünlü Yogi Mahareshi Mahesh’i Hindistan’daki “aşramında” ziyaret etmişlerdi.
Kısacası hippilikle beraber yoga da “moda” olmuştu.
Modaydı ama o moda henüz günümüzdeki gibi veya günümüzdeki kadar “sektörleşmemişti”.
Hele takipçileri, gayet safiyane amaçlarla sarılıyorlardı insanları iyileştirecek, insanlığa huzur getirecek arayışlara.
Bugün bütün new age öğretileri ve pratikleri devasa bir endüstri kolu oluşturuyor.
İnancın “moda halinden” büyük paralar kazanılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.