Erkekler kendilerine hayran olan kadınlardan kopamazlar...
Ama onları küçümseyen, zaaflarını yüzlerine vuran kadınlara tutkuyla bağlanır, o kadınları unutamazlar...
Egolarını sarsanları, kalplerini kıranları, aldatanları, terk edenleri.
Bilmiyorum, yazdıklarından anlıyorum.
Saklamaya çalışıyorlar da yazarları ele veriyor erkekleri.
İnkâr ettiklerini, yazdıklarıyla ikrar edenler onlar.
Bütün kadınların az çok farkında olduğu bir gerçeği yalnızca yazılarıyla değil yaşamlarıyla da aşikâr kılanlar.
Sevgilisi Karolin Fişekçi ilişkileri hakkında medyaya konuşurken, Orhan Pamuk’un romanlarına bu beraberliğin izi düşer mi ya da nasıl, ne zaman, ne şekilde yansır acaba, eğer yansırsa, sorusu şöyle bir değip geçiyor aklımdan sadece.
Ben Jean Seberg’i, Bonjour Tristesse (Günaydın Hüzün), A Bout de Souffle (Nefes Nefese), Lilith filmlerinin unutulmaz güzellikteki aktrisini ve onun hayatına değen çok ünlü iki yazarı düşünüyorum çünkü. Romain Gary’yi ve Carlos Fuentes’i.
Tam da o sıralarda zihnim ‘benzerler’ arasındaki ayrımlarla meşgul olduğu için.
Ben mahremin ifşasından hoşlanmadım hiç, hele ki aşktan söz ediliyorsa. Duygusal bir birlikteliği veya birini sevdiğini gizlemek değil, o yakınlığın içinde olanı biteni, iki kişiye özel anları ve baş başayken yaşananları başkalarıyla da paylaşmak anlamında.
Ne var ki her insanın hissiyatı, kişilik yapısı, mantalitesi birbirinden farklı ve bu yönlerinden dolayı herhangi bir kimseyi eleştirmek de aynı oranda haz etmediğim bir yaklaşım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.