İlk fırsatta eski Türkçe öğrenmeye niyetliyim. Hani neredeyse çocuk denecek yaşlarımdan beri var böyle bir isteğim aslında ama çaktırmayın, galiba ‘vahiy’ yoluyla gerçekleşmesini bekledim bugüne kadar. Şaka bir yana, benim bu kişisel arzumun başlangıcında dedemin günlüklerini aracısız okuma hevesim yatar.
Bense hayatımın hiçbir döneminde ne günlük tuttum ne de buna ihtiyaç duydum.
Önemsiz veya değersiz bulduğumdan değil, tarihî, siyasi, edebî bir mana taşımayacaksa, sonradan bakıp, hangi tarihte ne yaptığımı, neler yaşadığımı neler hissettiğimi hatırlayacağım kişisel bir anı defterini gerekli görmediğimden.
Çünkü hatıralar hafızanızda yaşamaya devam ettiği müddetçe anlamlılar bana göre. Şayet belleğiniz silmişse, varsın o ‘kayıtlar’ en eksiksiz halleriyle elinizin altında dursun, kuru birer malumat olmaktan öteye geçmezler, okuduğunuzda anlarsınız; bir başkasıdır sanki ‘kayda düşmüş’ olayları yaşayan, o zamanki duygularınıza yabancısınızdır artık.
Oysa duyguların hatırası kalır insanda en fazla, hisleriniz değiştiğinde çok bir şey ifade etmez size günlüğünüze yazdıklarınız.
Zihnin bir bildiği vardır mutlaka bazı şeyleri unutmakta ve unutulanlar asla sizin bir parçanız olmamışlardır zaten, sizi bütünlememişlerdir, size ‘geçmemişlerdir’ moda deyimle; etkilememişlerdir, işlememişlerdir, yer etmemişlerdir derinlerinizde.
Ayrıca özel anlarınızın, anılarınızın tarihini günü gününe bilmek midir, yoksa sizde bıraktığı izler midir önemli olan, diye sormak gerekir bence.
Ben bu soruyu sordum kendime, karakterime uygun cevaba göre hareket ettim neticede.
Eğer belge bilgi toplamak, tanıklıklarınızı geleceğe aktarmak, sizden sonrakilerin sizi başkalarının izlenimleri yerine bizzat kendi anlatımınızdan tanımalarını sağlamak gibi kaygılarınız varsa tabii ki farklı olacaktır vereceğiniz yanıt da.
Yazının devamını okumak için tıklayın.