Böyle kötü oluyor...
Yazıyı bir seferde bitiremeyip, ertesi yazı gününde devam etmek yani...
Okuyucunun ilgisi dağılıyor, yazara aynı konuya yeniden odaklanmak zor geliyor çünkü o arada zihnini meşgul eden daha başka, daha yeni mevzular birikiyor, yazmayı istediği. Velhasıl okuyanın da, yazanın da, yazının da tadı kaçıyor.
O tadı daha da fazla kaçırmamak için, sözü dolandırmayıp, kaldığım yerden sürdüreyim...
It’s Complicated filminde Meryl Streep’în canlandırdığı Jane karakteri ilham etmişti bana, kadınların ilişkilerinde nasıl daha mutlu olabilecekleri üzerine farklı teoriler geliştirme oyunu oynamayı.
Aşktan bahsetmiyorum ama, üstüne basa basa “ilişkiler” diyorum.
Aşk, öyle teorilere gelecek, oyunlarla çözülecek duygu değil. Mutluluğu da bir ömür boyu saklı kalabilir ruhunuzda, çektirdiği acı da. Mutluluksa geriye kalan, hep yeniden âşık olmayı özlersiniz. Yok, bir kere dolaştıysa damarlarınızda o zehirli acısı, artık asude bir sevgidir aradığınız; aşkın gölgesinden bile dehşete düşer, kaçarsınız.
Filmde, Jane’in keyfinin en yerinde olduğu vakitler, iki erkek arasında henüz bir karar veremediği, kesin bir tercih yapamadığı dönem.
Yani hiç birine tam anlamıyla bağlanmadığı zaman dilimi.
Demek ki her zaman buna dikkat edeceksin. İlişkilerini, çok bağlanmadan yaşayacaksın, her an bir başkasını seçmeye hazır gibi.
Sadakatin kendi duygularına olacak, hâlâ yüreğinde yeri varsa, ayrıldın diye, aldatıldın diye, yalnızca avunmak için, yalnızca intikam için, kimsenin kollarına koşmayacaksın.
Ancaaak... Seni aldatana da bir daha asla kucak açmayacaksın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.