Kıymeti en çok bilinen son sevgili gibi eylül...
Yaz geçmiş; şunun şurasında yaşanacak birkaç güzel gün daha kalmış, bunu bilmek arttırıyor önümüzdeki sayılı günlerin değerini.
Az bulunur, leziz bir meyveyi damağımıza bastırıp, mümkün olduğu kadar uzun süre tutmaya çalışıyoruz sanki, tadını doya doya çıkarmak için.
Gökyüzü masmavi, ağaçlar yeşil, ‘hava’ belki yazdan da nefis ama gören gözlerden kaçması imkânsız alametleri taşıyor içinde.
Günler çoktan kısalmaya başlamış, soyunmaktan çok hafifçe örtünmeye meyyal tenlerimiz, gecenin serinliğinde ‘birazcık üşüdüğümüzü’ söylemeye utansak da henüz, geçmiş tecrübelerimizden anlıyoruz: Sonbahar kapımızda, kış yakın.
Takvim yaprakları ne derse desin, ilan edilmiş resmî yılbaşıların davet ettiği hesaplaşmalara nispet, hayatımızın muhasebesini eylüllerde yapmaya yatkınız.
Her eylül, yeni bir yılbaşısı ömrümüzün.
Gidenlerin hüznü ile yeni kararlar almanın umudu bir arada.
Gençken umut tarafı ağır basıyor, yaşlandıkça hüzünlü yanı.
Bütün yılbaşları gibi o da...
Ve şubata inat, hep ‘en kısa’ diye algıladığımız ay.
Önümüzde, hele de yaşımızı almışsak, bizi bekleyen uzun bahar günleri değil, soğuk ve karanlık bir kış var çünkü.
Ne yapacaksak şimdi yapacağız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.