Sanki film senaryosuymuş gibi bir konu var aklımda. Birbiriyle çok iyi anlaşan, beraber gezip tozmaktan, eğlenmekten zevk alan, gece hayatını seven bir çift, yalnızca belli bir desibelin üstündeki müziği duymayı engelleyen, özel üretilmiş bir virüse maruz kalıyorlar. Bir gece kulübünde arkadaşlarıyla bir masanın etrafında toplanmış, ellerinde kadehleri, durdukları yerde sağa sola sallanıp, bir yandan da etrafı süzerken, aniden müzik susuyor onlara göre, müthiş bir sessizlik kaplıyor ortalığı.
Konuşmaları ve tabiatta var olan diğer bütün sesleri duyabiliyorlar ama o günden sonra hayatları bir kâbusa dönüşüyor. Önce ilişkileri bozuluyor, arkasından neredeyse tüm dostlarıyla bağları kesiliyor. Dehşetle ne birbirleriyle ne de o güne değin yakın oldukları insanlarla konuşacak bir şeyleri olduğunu fark ediyorlar. Daha da beteri, iyi kötü konuşmayı denediklerinde, aslında hiçbirinin ötekini zerre kadar tanımamış olduğu çıkıyor meydana. Ya da tamamen farklı tanıdığı.
Beni böyle bir senaryoyu düşünmeye sevk eden, tahmin ettiğiniz gibi, eğlence yerlerine gece on ikiden sonra getirilen müzik yasağı.
Geçen yazıda bahsetmiştim. Son haftalarda Anadolu yakasındaki birçok kafe bar tipi yer ve hatta özel kulüpler o saatte hesapları toplamaya başlıyor, müşterileri işletmelerinin kapanacağını söyleyerek uyarıyorlar.
Sanıyorum ki, müzik kesildiğinde o mekânda kalmaya devam edenlerin sayısı hatırı sayılır ölçüde azalıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.