Anlatıldığında sıkıcı gelecek bir hayatı özlemek, kibar söyleyişle ‘olgunlaşmak’ mıdır, yaşadıklarından yorulmak mıdır, garanticilik midir bilemem ama bu ikilem sürer gider zihinlerde: Mutluluk huzurda mıdır, heyecanda mı?
Mike Leigh’in bu yıl izlediğimiz filmi Another Year, bu arayışlara hoş bir cevaptı örneğin.
Heyecanlı bir huzura ya da huzurlu bir heyecana kimsenin itirazı yoktur sanırım. Yine de yanıtın, insanın yaşıyla az çok alakası vardır.
Kime göre neyin sıkıcı olduğuysa değişir.
Tıpkı ‘hayatın’ ne olduğuna dair hükümler gibi. Felsefi bir tartışma değil kastım, ‘hayatın içinde olmanın’ veya ‘dışında kalmanın’ manası.
Her birimizin hayattan ne anladığı, nelerden hoşlanıp neleri anlamlı bulduğu birbirinden öyle farklı ki bu bağlamda tek bir ‘hayat’ tasavvurundan bahsedemeyiz.
Bütün dünyanın gündemini ne etkiliyorsa o mudur, ülke medyasını işgal eden konular mıdır, siyaset midir, sanat mıdır, spor mudur, ekonomi midir, nedir, hangisidir gerçek hayat...
Her bireyin teker teker, meslekleri, hobileri, kişisel yaşamları onlar için ‘hayat’, dahası ‘hayatın kendisi’ değil midir?
Ondandır:
Klasik müzikçiler, çok sesli müziğin demokrasinin alfabesi olduğunu düşünür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.