“Hayatın anlamı”nı aramak yerine, hayata anlam katmaktır belki de esas misyonumuz.
Hayatın bir anlamı yoktur da, bizim onun için yaptıklarımızdır zaten onu manalı kılan.
İnsanın var oluşu özellikle bunun içindir.
Kâinatı yalnızca varlığıyla bile anlamlandırsın diye... Şeyler bir mana kazansın diye.
Tabiatın ihtişamı, evrenin sonsuzluğu, maddenin mucizeleri nasıl bir anlama bürünürdü ki bunları gören, gözlemleyen, merak eden insan olmasa...
Bütün herşey; çiçek kokularından denizin tuzuna, farklı iklimlerden ayrı kıtalara, değişik coğrafyalara özgü canlılardan bambaşka doğa koşullarına ve kurallarına...
İnsanın duyuları olmasa, duyguları olmasa, düşünceleri olmasa, hangisi, kime, ne ifade ederdi?
Ya diğer insanlar, onların yarattıkları, birbirlerine hissettirdikleri, düşündürdükleri olmasaydı?
Yaptıklarımız, yaşadıklarımız, hissettiklerimiz sadece kendi hayatımızı manalandırmakla kalmıyor, hassaten hayatın manasını oluşturuyorlar diye inanmaya eğilimliyim epeydir.
En uzun günün akşamında, tarihî bir dokunun, tarihine yakışır atmosferinde, Aya İrini’nin sahnesinde Hilary Hahn’ın kemanından, o enstrümanın ‘kendi göğünün yedinci katı’ seviyesindeki icrasıyla Mozart’ın La Majör Keman Konçertosunu dinlemek, hayatın anlamını arttıracak yeni tohumların ekilmesine tanık olmak gibiydi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.