1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:44
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Rengin Soysal BU YAKA 02.09.2008
Rengin Soysal
İkinci kadınlar...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar... Rengin Soysal - İkinci kadınlar...
Rengin Soysal köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Mühürlü dudakları hiçbir şey anlatmaz o kadının ve hiç susmaz hep konuşur yüreği. Sevdiğini gönderip evine, yaşadığı anların hayaline sarılır yalnız gecelerin koynunda. Hasretle daldığı uykulardan yine özleyerek uyanır. Gizli aşkının tanığı yoktur; mutluluğunu bilen olmaz, kimse görmez gözyaşlarını.

Yalnızlık hissetmez aslında, nerede olsa, nereye gitse içindedir çünkü sevgilisinin varlığı, en nadide mücevheri olarak kuytularına sakladığı sevdasıyla birlikte. Onu ikinci bir ben gibi taşır, bedeni “o”nun ruhunu saran bir kılıftır sadece artık.

Kalabalıklarda, tek başına sanıp da sokulanları nezaketle püskürtür yanından, ne biri ne diğeri aşamaz etrafına çektiği cam duvarı; biraz anlaşılmaz biraz da tuhaf görünmeyi göze alır. Yüreği haykırırken sevgisini, yeryüzünde ondan başka hiç kimsenin asla onun kadar sevemeyeceği insana söylemekten bile sakınır bunu. Onun aşkı ne bir borç ne bir armağandır çünkü sevgiliye verilen, Tanrı’nın bahşettiği mucizevî bir hissediştir. Bir yandan bağrında tutkuyla, ihtirasla yansa da ateşi o muazzam aşkın, bir kıvılcım sıçrayıp da acıtmasın diye mâşukun canını, bir serin duruş sergiler, kendisi için için kavrulurken.

“İkinci kadın” değildir o zaten; sevdiği adamı rastladığı şartlarla kabul etmiştir yalnızca. Onları değiştirmeye çalışmaz, talepte bulunmaz, şikâyet edip durmaz, hatta soru bile sormaz. Ne derece şiddetle severse sevsin, bir erkeğin “kadınlarından” olmaz zira, o seçerse bir erkek onun “adamı” olabilir ancak. O yüzden ona ait, ona yakın ne varsa onunla beraber sever.

İbadet edercesine yaşasa da sevgiyi, sevdiğini “tanrı”laştırmaz; zaaflarıyla, hatalarıyla, belki şımarıklığıyla, böbürlenmesiyle ve yalanlarıyla sever; en baştan görüp anladığı için öyle yanlarını kendisi kırılıp incindiği zamanlarda dahi bunları yüzüne vurup onu incitmeye, kırmaya gönlü elvermez, o kadın o adamı, onda bulduğu, çok kıymet verdiği bambaşka değerleriyle sevmeye devam eder. Kendine güveninden, onurundandır, ona tümüyle “sahip olmak” için türlü oyunlar oynamaya kalkışmaması, kıskandırmaya çalışmaması, kurnazca yollara başvurmaması, zekâsı yetmediğinden değil...

En çaresiz anlarında sevdiğini araması, ona sığınması, ondan bir şeyler yapmasını, çözüm bulmasını beklediği için sanılır oysa ihtiyaç duyduğu şey bambaşkadır; tek ihtiyacı onun varlığıdır, yapabilecekleri ya da imkânları değil.

O kadın ne derece üzülürse üzülsün, kavga etsin, öfkelensin katiyen hakaret etmez, küçük düşürmeye yeltenmez istediklerini elde edemedi diye âşık olduğu erkeği; bir kere aşağılarsa ama o adamı, asla bir daha koynuna girmez.

Ve sevgisini o sevgi bittiğinde söyler söylerse ancak.

Bir yerlerde, gerçekten “ikinci kadın” olan kadınlar vardır bir de. Hep birinci kadınlığa “terfi” etmeyi umarlar. Zira kendilerini her daim, birlikte olduğu erkeklerle tanımlarlar.

Onlar da sever onlar da da acı çeker ne var ki bilinçaltlarında kendilerini sahiden değersiz bulmalarındandır esas ıstırapları. “Birinci kadın” yerinde durdukça yatıştıramazlar rahatsızlıklarını. Sanki değersizliklerini yüzlerine vuran bir aynadır o kadın.

İlk baştan bilerek, isteyerek her şeye razı olduklarını unutur, önce o kadına sonra o kadını derhal ekarte etmeyen adama kin kusarlar. Kadını gözden düşürmeye uğraşır, bir zamanlar “tanrı” mertebesine yükselttikleri adama karşı, aslında biraz da erkeklerin o zayıf yönlerini anladıklarından kurnazca kullandıkları, bu tavırlarından vazgeçip olmadık hakaretler yağdırırlar. Bu da yetmez, yalanlarla, “ceza”larla, ihanetlerle erkeği bağlamak için türlü oyunlara girişirler.

Genellikle sonradan gördükleri, sonradan buldukları, sonradan edindikleri konumlarını o adama borçlu olduklarını bir an bile düşünmez, saldırıya geçerler.

Çoğunlukla modern ve özgür oldukları iddiasındaki o kadınlar sevgiye, ilişkiye hâlâ bir “alacak”, “verecek” gözüyle baktıklarını fark edemezler. Bedenlerini, aşklarını “verirler”, öyleyse “alacakları” vardır.

Suçlu sayılmazlar belki de, farklı bir yerden geldikleri için, “ulaşılmaz” buldukları bir adamın onlara ettikleri iltifatlardan, uğurlarına yaptıklarından, yalvarıp yakarmalarından, yeteneklerini allayıp pullamasından şaşırıp, gözleri kamaştığından kendi kendilerine hayran kalmışlardır.

Onlara tutulan adamların, onları yanlarına “yakışır” hale getirmek, seviyelerini yükseltmek için nasıl çabaladıklarını, ne olanaklar sağladıklarını görmek istemezler. Hırsları her şeyin önünde gider.

Haksız denilemez bir bakıma o kadınlara. Hakaret ettikçe kıymetlenirler, sırf bu sebepten sahiden üstün görmeye başlarlar kimi erkekler onları, üstelik bir de peşlerinde koşup “affettirmeye” uğraşırlar kendilerini.

Hakaret ettiği adamlara sonra yaltaklanan kadınlarla onlara hakaret eden, belki de ihanet eden ya da ettiğini söyleyen kadınlar yüzüne gülünce her şeyi sineye çeken dahası mutlu olan erkekler oldukça “ikinci kadınlar” hep var olacaklar.

O kadınlar mutlaka bir gün “birinci kadının” yerini alsalar da içlerinde onları herkese karşı “savunmada” tutan “ikinci sınıf” ezikliğiyle yaşayacaklar.

 

Diğer Rengin Soysal Makaleleri:
  1. Sakine’ye mektup - 31.08.2010
  2. Küçük şeyler - 28.08.2010
  3. Laf ola… - 24.08.2010
  4. Gece, müzik ve sessizlik - 21.08.2010
  5. Son bahçeler ve ramazanda caz - 17.08.2010
  6. Hitler de Wagner dinlerdi - 14.08.2010
  7. Akılları mühürlenenler - 10.08.2010
  8. Referandum - 03.08.2010
  9. Dedikodu - 03.07.2010
  10. Biz ayrılamayız - 29.06.2010
  11. Bihter’in acısı - 26.06.2010
  12. Zekâ, biraz zekâ; bütün ihtiyacımız bu - 22.06.2010
  13. Vuvuzelanın sesi - 19.06.2010
  14. ‘Aldanma ki şair sözü elbette yalandır’ - 12.06.2010
  15. Bob Dylan ve Mavi Marmara - 08.06.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: İkinci kadınlar... - Rengin Soysal
03.09.2010 06:44:19