“Kafası karışık” deyip, çıkıyorlar işin içinden kendilerince. Bu ‘yargıyı’ dillendirenlere son dönemlerde sıkça rastlamak tuhafıma gidiyor. Tam da görüşlerinde, eylemlerinde gayet tutarlı olan kişiler hakkında varıyorlar bu kanaate çünkü.
Aslında şaşıracak bir şey yok, biliyorum. Onlar netliği birilerini ‘tutmak’ olarak algılıyorlar, öyle öğrenmişler, öyle öğretilmiş; bu çizginin dışına taşınca netlik ayarları bozuluyor, yeni sesleri, farklı frekansları ayırt edemiyor, anlamlandıramıyorlar.
Daha açık söyleyeyim, mesela 12 Eylül referandumunda “evet”i destekleyenleri, hükümetin bir başka icraatını eleştirdiklerinde “kafası karışık” diye yaftalıyorlar.
‘Tuttukları’ parti, lider ne derse, ne yaparsa doğru ve haklı, ‘karşı tarafın’ yapıp ettiği, söylediği mutlaka yanlış ve haksız bu ‘düşünmeme’ biçimine göre.
Sanıyorlar ki taraftarı oldukları takıma atılan golü alkışlar pozisyona düşecekler eğer böyle davranmazlarsa.
Aynen onlara ‘yön veren’ diğer bütün aidiyetleri, milliyetleri, etnik kökenleri, dinleri, mezhepleri, ideolojileri konusunda takındıkları tutum gibi.
Biz ve onlar, biz ve ötekiler ve en fenası da biz çoğunlukta olanlar ve diğerleri, azınlıkta olanlar, şeklinde yapılan ayrım unutturuyor hakkı, adaleti ve hepsinden evvel insanlığı hâlbuki.
Yazının devamını okumak için tıklayın.