Kalbimizi kıranları sevdiğimiz doğru değil; onları sevdiğimiz için kalbimiz kırabiliyorlar. Ötekilere içerliyoruz, öfkeleniyoruz veya hiç umursamıyoruz. Ama asla kalbimizi kırmayı başaramıyorlar.
Küçük şeylerle mutlu olmayı ancak büyük acılardan, kayıplardan sonra öğreniyoruz. Elimizde kalanlarla, payımıza düşenlerle yetinmeyi, onlarda teselli bulmayı, hayatın bize getirdiklerine sarılmayı pekâlâ mutluluk addediyoruz. Öyle de hissediyoruz. Peki, “bunu baştan, başımıza henüz bir şeyler gelmeden ve gelenlere üzülmeden yapsak” derseniz olmuyor, daha doğrusu onun adı kendini kandırmak oluyor. Anketlerde yaşlıların gençlerden “mutlu” olduğu sonucu kuvvetle muhtemel ki bu gerçekten çıkıyor.
Kuvvetli kişilikler zor âşık olur ama yalnızca onlar gerçekten âşık olur; zayıflar ise bağlanır.
İnsanlar, dostlarının düşüncesizliklerine, yanlışlarına, haksızlıklarına anlayış gösterebiliyor da, aksine, yaptıklarında bir hata, bir adaletsizlik, bir zaaf bulamadıklarında tahammül edemiyorlar.
Kendimizi sevebilmeyi başkalarının bizi sevmesine bağlamak ne acıklı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.