Duyguları önemserim ama duygusallıktan çekinirim. Duygulara esir olunduğunda doğacak sonuçlardan korkarım çünkü.
Gizli ya da açık bütün yöneticiler duyguları kullanmayı bilenlerdir, yönetilenler duyguları kullanılanlar.
İntikam duygusuna, nefrete, öfkeye kapılmışken biz, bilmediğimiz ne çok denge bulunur yönetenlerin gözettiği.
Bir mantığı vardır izledikleri siyasetin ama her zaman için bir hesap hatası yapmaları da mümkündür.
O hatanın bedelini kanıyla, canıyla, kazandıklarıyla veya kazanma şansı mevcutken kaybedecekleriyle ödeyecek olanlara ne demeli ya...
Yalnızca kızgınlıklarını, kırgınlıklarını değil, beraberinde hayatlarını da birilerinin hırslarına, çıkarlarına, planlarına amade kılanlara?
Bence bütün savaşlar başkalarının savaşıdır, en küçük bir barış ihtimali varken dayatıldığında.
Türkler ile Kürtler arasında böyle bir olasılık olmadığını, kalmadığını söyleyenlerden kuşkulanmalı insan, savaşı kışkırtacak eylemleri emredenlerden.
Ümit sizin ölümünüze bağlanmışsa, sizin için ümit yoktur.
O umudu yaratmak kendi elinizde, sadece ve sadece barışı talep ederek...
Yani hayatınızı...
Barış isteyenlerin, hayatı isteyenlerin, sesi çok güçlü çıktığında herkes kazanır, bir tek ölüm kaybeder.
Hayatın olduğu yerdeyse her şey için umut vardır.
Ne hayat ne de ölüm karşısında yılgınlığa kapılmamaktır asıl cesaret.
Yazının devamını okumak için tıklayın.