Ya da entelektüel muhafazakâr olur mu diye sormalı. “Muhafazakâr entelektüel” diye bir tanımlama tipik bir oksimoron örneği sayılır sonuçta.
Dinî yönden inançlı birinin de pekâlâ entelektüel olabileceğine inanırım ben.
Ama önemli olan muhafazakâr derken neyi kast ettiğiniz.
Halil Berktay’ın 1977’nin 1 Mayıs’ı üzerine söylediklerinin kopardığı fırtına, memleketin ekseri entelektüelinin “muhafazakâr” yapısını açıkça gösterdi çünkü. Tam da “muhafazakâr sanat” söylemi hakkında münakaşalar sürerken patlak veren bu ateşli tartışmanın yan faydalarından biri bu olacak diye düşünüyorum.
Entelektüel nitelemesi fikir, bilgi üreten, esas itibariyle düşünen, bir bakıma “düşünür” olan ve bunu “yayan” kişiyi tarif eder. Entelektüalizm aklın hâkimiyetini, gerçeğin, doğrunun ancak düşünce ile belirlenebileceğini ileri süren felsefedir.
Düşünmek ve yaymak... Bunlara bir de hesaplaşmayı ilave edersek, ki düşünmenin gereklerinden biridir, bu son manzarayı nasıl anlamlandıracağız?
Düşünce muhafazakâr olabilir mi, kendisine verili olandan başkasını, fazlasını düşünmeden yapabilir mi?
Varlık sebebi veya işi, ne dersek diyelim, bu olan entelektüel düşündüğünü, bildiğini, öğrendiğini ve ürettiği düşünceyi, bilgiyi yaymadan yaşayabilir mi?
Kendisini, geçmişini, inandıklarını, bilgisini, yaşadıklarını, öğrendiklerini sorgulamadan durabilir mi?
Yeni düşünceler üretmemek, var olan düşünceye ve bilgiye yeni yorumlar getirmemektir donmuşluk, entelektüelliğe zıt olan budur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.